DESMALA SURE FORUMLARI
www.desmalasure.de
www.desmalasure.dk
Facebook "Desmala Sure" Grubu


Facebook "Desmala Sure" Grubu

www.aga-online.org

ALFABÊ DERSA KIRMANCKİ

Slavoj Zizek'in Osmanlı övgüsü

Seyfi Cengiz

(27 Ocak 2012)
Slavoj Zizek, fırsat buldukça Osmanlı'yı ve Yeni Osmanlıcılığı övüp duruyor.
Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'in kendisiyle yaptığı röportajda "Osmanlıyı bitiren, çok fazla açık ve toleranslı bir rejim olmasıdır" diyor.
(Bkz. Hürriyet, 27 Ocak 2012).
Osmanlının Kızılbaş kırımlarını, Kızılbaşlar hakkındaki ferman ve fetvalarını bilen biri, böylesine frensiz konuşmazdı herhalde.
Osmanlı'nın Balkanlar'daki devşirme pratiğini ve Ermeni soykırımını bilmiyor olamaz ama.
Ermeni soykırımında suçu hafifletici veya Avrupa'ya karşı Türkiye'nin elini güçlendireceğini düşündüğü bir savunma stratejisi öneriyor.
Türkiye bu kıyımı Avrupa'ya benzemek, yani ulus devlet olmak için yaptığını söylemeli diyor.
Avrupa'da birçok ülkenin ulus devlet olmak için benzer şeyler yaptığını belirtiyor. 
Ermenilere yapılanların 'planlı' olduğu konusunda kuşkular serd ediyor.
Yeni Osmanlıcılığı övüyor.
Yeni Osmanlıcı bir yönelimle İran, Irak ve Suriye Kürtlerinin kazanılabileceğine değiniyor.
AKP Türkiye'sini Ortadoğu'ya 'model ülke' olarak gösteriyor.
Mustafa Kemal için 'eleştirildiği kadar kötü' değildi, 'çok daha iyiydi' diyor.
Zizek, biraz daha dolduruşa getirilirse, Avrupa'da Türk tezi lehine lobi bile yapabilecek gibi görünüyor.
Yazık, çok yazık.

Türk solunun Öcalan ve PKK analizleri

Seyfi Cengiz
(Facebook Desmala Sure sayfasından naklen)

Bir süre önce bu sayfada (Facebook Desmala Sure sayfası) tekrar yayımladığım 'Öcalan'ın İtirafları' başlıklı eski bir makalemde, Öcalan'ın Mumcu öldürüldükten yaklaşık üç yıl sonra yayımladığı 'Devrimin Dili ve Eylemi' başlıklı kitabındaki ifşaatlarını özetlemiştim.
Öcalan, bu kitabında kendisinin kimliği ve PKK'nın nasıl ortaya çıktığı hakkında hemen herşeyi bir şekilde ifşa etmek zorunda kalıyor -tabi suçu haifletici argümanlar eşliğinde.
Öcalan, bu kitabında PKK'nın MİT ve derin devlet tarafından kurulduğunu söylüyor açık açık.
Ama bu gerçeği kendisinin MİT ve devlet elemanı oluşunu elinden geldiğince saklama, daha doğrusu bunu haklı çıkarma, aklama gayreti eşliğinde söylüyor.
MİT ve Devlet adamlığını yüce (!) amaçlar için kabullendiğini anlatmaya çalışıyor.
Bu yüce amaçları şöyle sıralıyor:
Kürt partisi (PKK) kurmak, 71 hareketlerinin akıbetine uğramaktan kaçınmak (imha/tasfiye olmaktan kaçınmak) ve bir Kürt devleti kurabilmek.
Bu amaçlarını gerçekleştirmek için keşfettiği strateji MİT'e ve devlet'e dayanmak olmuş.
Adam açık açık, 'MİT'in entellektüel gücü' ile yola çıktık, 'kendimizi MİT'e beslettirdik', 'Toplantılarımızı MİT'in evlerinde yaptık', 'Grubumuzu MİT'in parasıyla finanse ettik', 'Kürt partisini devlete kurdurdum', 'Kürt devletini de devlete kurduracağım' deyip duruyor (ve işte KCK adı altındaki Kemalist/faşist modelde bir devletleşme projesi var ortada ve bu projenin Ergenekon desteğinde yürütülüp yürütülmediği üstünde düşünmek gerekir).
Şimdi gelinen noktaya bakılırsa proje hayli başarılı olmuştur.
Öcalan'ın devlet ve MİT ajanlığı bir kısım sosyalist tarafından bile, örneğin 68 kuşağından Demir Küçükaydın ve daha niceleri tarafından bile devletle kabuledilebilir bir 'uzlaşma' olarak görülüp alkışlanmış; 'sosyalist' sol grupların pek çok lideri entellektüel 'gücünü' PKK ve Öcalan'ı savunmaya ve desteklemeye adamıştır.
Yalnız sosyalist soldan çıkmadı böyleleri.
Ahmet Altan gibi kimi liberal demokrat aydınlar da Öcalan denen bu istihbarat elemanını 'Kürtlerin Mandelası' olarak yücelttiler (buna karşılıktır ki 'Öcalan Kürtlerin Denktaş'ıdır' başlıklı bir yazı yazmıştım yıllar evvel).
Ve bütün bu sol ve liberal aydınların da (Cengiz Çandar, Hasan Cemal ve daha niceleri de dahil) katkısıyla Öcalan, 'Kürtlerin iradesi' ve Kürt sorununda devletin tek muhatabı konumuna getirildi.
Yani bir istihbarat elemanı mazlum bir halkın tek temsilcisi pozisyonundadır bugün.
Dünyada bir benzeri daha var mıdır bunun?
Kimse bütün bunların, içinde devlet ve istihbarat eli bulunmadan başarıldığına ikna edemez beni.
Özetle, solun son derece yanlış Öcalan ve PKK analizleri, Öcalan'ın ifşaatlarına rağmen savunuluyor, HDK bu gerçeklere rağmen vücut buluyor.
Ben 1979'dan beri PKK'nın ne olduğunu anlattım, bir iki kitap yapacak kadar PKK hakkında yazdım, tartıştım.
Buna rağmen solun tavrında dikkate değer bir değişiklik olmadığı gibi, iyice PKK'lılaştı.
Yani bile bile geliştirilen bir tavır var orta yerde.
Aslında PKK ile onlarca yıldır işbirliği içindeki kimi sol şahsiyetlerin ve grupların da PKK'nın derin ilişkilerine dair bildikleri çok şey var, ama anlatmıyorlar, anlatmazlar.
Bir kader ortaklığı var.
Birileri yeni yeni fark etse de, ben 1979'dan beri 'PKK derin devletin Kürt partisidir' demekle, PKK sorunu ile Kürt Sorunu'nu birbirinden netçe ayırdım.
PKK; durmadan ad, talep/program ve strateji değiştirerek geldi bugüne.
PKK'nın amacı, gerçekte ne talep ettiği konusunda bilinçli şekilde bir kafa karışıklığı yarattı.
Buna rağmen PKK taleplerinin Kürt halkının talepleriyle örtüşmediği açık.
Bizler, PKK'yı eleştirirken Kürt halkının taleplerini ikircimsiz savunarak, Kürt birliği ve bağımsızlığını desteklemekten taviz vermeden yaptık bunu.
Bugün de bu doğrultuyu koruyoruz.
'Soyalist' solun Öcalan ve PKK analizlerini ve diğer yanılgılarını eleştirirken de bunu sosyalizm/Marksizm dairesi içinde kalarak yaptık ve bundan böyle de buna hep özen göstereceğiz.
Solun bu yanılgıları münferit hatalar değil, solun tarihi ve sosyalizm anlayışı ile sıkıca ilişkilidir. Bugünkü solun temelinde yatan 68/71 solculuğu/devrimciliği ile ilişkilidir.
TC'de 68, anti-establishment duruşuna rağmen özgürlükçü ve demokratik yönü son derece cılız olan bir harekettir.
Milliyetçiliğin/Kemalizmin kuvvetli etkisi altındadır.
Örneğin Denktaş'ın vefatıyla yeniden gündemleşen Kıbrıs sorununda 60'ların ve 70'lerin solunun tavırlarını, solun anti-emperyalizminde Kıbrıs meselesinin işgal ettiği yeri hatırlamak bu etkiyi görmek için fazlasıyla yeterlidir.
Solun PKK konusundaki tavrında 68 solculuğunun etkisi büyüktür.
Kısaca, problem yalnızca PKK'dan ibaret değil, Türkiye solunun solculuk/devrimcilik anlayışları da giriyor devreye.
Eleştirimiz bu gerçeği de hesaba katmak zorunda; ama dediğim gibi her halükarda devrimci bir eleştiri olarak kalmak koşuluyla.
KCK Sözleşmesi’nin Kürt sorununa çözüm olarak başında tek adam olarak Öcalan’ın olacağı faşizan/korporatist bir şeflik rejimi önerdiğini söylemiştim.
‘KCK Sistemi’ (veya Demokratik Konfederalizm) adı verilen bu rejimin Kemalist tek parti rejiminin Kürt taklidi olacağı açıktır.
Hedefi bu olan bir hareketi Türk solunun diliyle ‘Kürt özgürlük hareketi’ olarak tanımlamak olanaksızdır.
PKK veya KCK, özgürlükçü ve/ya demokratik bir hareket değildir.
Meşruiyetini Kürt sorunundan devşirse de, bu hareketin gerçek talepleri ile Kürt halkının talepleri örtüşmüyor.
Bu çelişki PKK’nın başlangıcından beri mevcuttur.
Bu başlangıçtaki devlet eli defalarca açıklanmıştır.
Öcalan’ın 2009 Haziran’ında kendi avukatlarıyla yaptığı bir görüşmede “Kürt sorununun çözümü” konusunda söyledikleri de, onun temsil ettiği hareketle Kürt halkının özlemleri ve talepleri arasındaki karşıtlığa işaret ederler.
Öcalan, bu görüşmede özetle şöyle diyordu:
“(Biz) Kemalizme karşı değiliz“.
“Biz ulus-devlete, tek devlete, tek bayrağa, üniter yapıya bir şey demiyoruz”.
“Biz Cumhuriyetin başlangıç ilkelerine karşı değiliz...Cumhuriyetin başlangıç ilkelerini önemsiyoruz”.
“Bizim sınırlarla bir sorunumuz yok (tur)”.
Bu görüşleri savunan bir adamın veya hareketin ezilenlerden yana olması, özgürlükçü ve demokrat olması imkansızdır.
Ne Türkiye’de, ne Kürt coğrafyasında, ne de Dersim’de.
Öcalan'ın karşı olmadığını söylediği Türk anayasasının başlangıç ilkeleri özetle şöyledirler:
“Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı”,
“Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği”,
“Egemenliğin kayıtsız şartsız” yalnızca Türkler’e “ait olduğu”,
“Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliği”.
Gerisi 12 Eylülcüler’in yaptığı 1982 Anayasası’nın “Başlangıç” kısmından okunabilir.
Bu ilkelere taraf olanların ezilenlerden, hak ve özgürlüklerden, demokrasiden yana olamayacaklarını düşünüyorum.
Bu zincirde buraya kadar söylediklerim PKK'nın ne olduğunu anlatmaya yeterlidir sanırım.
(Bkz. Desmala Sure Facebook sayfası)


KCK ve HDK Üzerine Notlar (3)
Seyfi Cengiz
Bir önceki yazımda ‘KCK Sözleşmesi’nin Öcalan’a ait olduğu söylenen ‘Önsöz’ündeki fikirlere değinmiştim. Burada Kürt sorununa çözüm olarak önerilen ‘Demokratik Konfederalizm’in (DK) ne anlama geldiği açıklanıyordu.
Bu açıklamalara göre:
Demokratik Konfederalizm, devletleşmeye karşıdır.
Başka deyişle, ‘devlet olmayan’ bir yapılanma ya da ‘devlet dışı’ bir projedir.
Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı (UKKTH) ilkesini benimsemiyor.
Yani Kürt sorununun çözümünde böyle bir talep ileri sürmüyor.
Kürtleri bölen mevcut sınırları sorun yapmıyor.
‘KCK Sözleşmesi’nin yine Öcalan’a ait olduğu söylenen ‘Başlangıç’ bölümünde Demokratik Konfederalizm’in tanımı biraz daha açılıyor.
Buradaki açılıma göre:
Demokratik Konfederalizm, iktidarı hedeflemiyor; iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir siyasi mücadele önermiyor. Kürt halkını özgürleştirmek (Kürt sorununu çözmek) için ‘klasik ulusal kurtuluşçuluk’ ya da herhangi bir ‘isyan’ stratejisi öngörmüyor.
Kısası; Demokratik Konfederalizm, Kürt sorununu, Kürtleri bölen sınırlara ilişmeden, ayaklanma yoluna baş vurmadan, iktidarsız ve devletsiz bir yoldan, Türk ‘ulus-devlet’ini ‘demokratikleştirerek’ çözeceği ileri sürülen bir projenin, bir program ve stratejinin adıdır.
KCK adlı örgütlenmenin projesidir bu.
TC’de ve bölgede statükonun çıkarını gözettiği açık olan bu nitelikte bir program ve stratejiyi savunanların ‘Kürt özgürlük hareketi’sıfatıyla yüceltilişi ve bütün azınlıklara (KCK Sözleşmesi’nde azınlık olarak kabul edilmeyen Kızılbaşlar/Kırmanclar ve Zazalar da dahil) dayatılışı üzerinde ciddi olarak düşünmek gerekir.
PKK gibi silahlı bir gücü ve silahlı savaşı böylesine teslimiyetçi bir projede ihtiyaç haline getiren ‘meşru savunma’ denen şeyin gerçekte ne için ve kime karşı olacağı anlaşılmaz kalıyor.
 ‘Demokratik Konfederalizm’ denen şeye bir yığın başka ad veriliyor: ‘KCK Sistemi’,  ‘Demokratik Toplum Konfederasyonu’ (DTK), ‘Kürdistan demokratik yönetimi’, ‘Doğrudan demokrasi’, ‘Demokratik ulus’, ‘Radikal demokrasi’, hatta ‘Piramit sosyalizmi’ veya ‘Firavun sosyalizmi’ gibi.
Belirsizlikler, tekrarlar, çelişkiler ve tutarsızlıklarla dolu öylesine karışık bir metindir ki bu, her yana çekilebilir. Örneğin ‘reel sosyalizmin iktidarcı, devletçi yapısını aşacak devletsiz, iktidarsız komünal demokrasi’ mealindeki tariflerden hareketle, Kürt sorununa çözüm olarak komünizmin önerildiği veya çözümün komünizme ertelendiği bile söylenebilir.
Ama tarif edilen şeyin gerçekte komünizm mi, yoksa korporatizm mi olduğunu ayırt etmek kolay değildir.
Bir an için biz buna Kürt demokrasisi veya PKK/KCK demokrasisi diyelim isterseniz.
Kürdistan’dan neşet edecek bu demokrasi Kürtleri özgürleştirdikten hemen sonra bütün Ortadoğu’ya ve dünyaya yayılacak/yaydırılacak, ‘kurtluşçuluk’ yapmadan, ‘isyan’ etmeden (devrim yapmadan), iktidar olmadan, devlet kurmadan küresel çapta egemen konuma gelerek Ortadoğu ve dünyanın/insanlığın sorunlarını da halledecekmiş.
İster inanın, ister inanmayın, benim anladığım budur.
‘KCK Sözleşmesi’ denen Kürt veya PKK Anayasası’nın kurucu felsefesi ve esaslarının açıklandığı ‘Önsöz’ ve ‘Başlangıç’ kısımlarını böylece özetledikten sonra gelelim maddeler bölümüne.
Burada Önsöz’deki ve Başlangıç’daki fikirler çarçabuk hükmünü yitirir.
Bir devlet veya rejim biçimidir burada adı, bayrağı, vatandaşlığı ve sair ile birlikte tarif edilen.
KCK devletidir bu.
Tekrar tekrar devlet olmayan bir yapılanma olduğu söylense de, öyledir gerçekte.
Örgütlenme şeması incelendiğinde, demokrasi adı altında gerçekte bir şeflik rejiminin tasarlandığı görülür.
Şef; sık sık ‘KCK Önderliği’ olarak da referans verilen Abdullah Öcalan’dır.
Önsöz ve Başlangıç kısımlarında da, burada da, adıyla sanıyla anılmaktadır o.
TC Anayasası’nda ‘Atatürk’ün işgal ettiği yeri KCK Sözleşmesi’de Öcalan doldurur.
‘Atatürk’ü Koruma Kanunu’na karşılık bu Sözleşme’de Öcalan’ı koruma kanunu vardır.
İşte birkaç örnek:
Madde 11
Reberiya Koma Civakên Kurdistan
Koma Civakên Kurdistan (Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi) kurucusu ve Önderi, Abdullah Öcalan’dır. Ekolojiye ve cinsiyet özgürlüğüne dayalı demokrasinin felsefik, teorik ve stratejik kuramcısıdır. Her alanda bütün halkı temsil eden önderlik kurumudur. Kürdistan halkının özgür ve demokratik yaşamına ilişkin temel politikaları gözetir ve temel konulardaki en son karar merciidir. Kongra Gel Genel Kurul kararlarının demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü devrim çizgisine uygunluğunu gözetir. Yürütme Konseyi Başkanını görevlendirir. Temel konulara ilişkin Yürütme Konseyi kararlarını onaylar.’

Madde 12

Kongra Gelê Kurdistan
(Kürdistan Halk Meclisi)- Kongra Gel
Kürdistan Halk Meclisi, Koma Civakên Kurdistan’ın en yüksek karar (yasama) organıdır.
(…). g- Koma Civakên Kurdistan Önderliğinin itirazı olmayan karar ve projeler kesinleşir.

Madde 13
Yürütme Konseyi
a- Yürütme Konseyi, Kongra Gel tarafından iki yılda bir KCK yurttaşları arasından seçilen bir başkan ve otuz üyeden oluşur. Yürütme Konseyi Başkanı, Önderlik tarafından görevlendirilir… Yürütme Konseyi üyeleri, Yürütme Konseyi Başkanı tarafından belirlenir … b- Yürütme Konseyi, Koma Civakên Kurdis­tan’ın en üst icra organıdır. KCK içindeki tüm kurum, örgüt, alan merkezlerini ve komiteleri koordine eder. Önderliğin ve Kongra Gel’in kararlarını uygulamakla yükümlüdür. Yargı kararlarını uygular ve kararların uygulanmasını sağlar. Faaliyetleri hakkında Önderliğe düzenli rapor sunar. Yürütme Konseyi, İdari Adalet Mahkemesi savcılarını görevlendirir.

Madde 14
(…)
Halk Savunma Alan Merkezi
Kürdistan halkının temel hak ve özgürlüklerinin korunması, KCK Önderliğinin yaşamının ve özgürlüğünün güvence altına alınması, genel demokratik kazanımların korunması, meşru savunma çizgisi doğrultusunda halkın savunma bilincinin ve örgütlülüğünün geliştirilmesi, halk savunma kuvvetlerinin örgütlendirilip yeterli kılınmasından sorumludur. Savunma politikalarının oluşturulmasına öncülük eder. KCK sistemi içinde özerk konumda olan Halk Savunma Kuvvetleriyle KCK sistemi içindeki diğer örgüt ve organlarla arasındaki ilişkileri düzenler.
6- Önderlik Komitesi:
Önderliğin sağlığı, güvenliği, özgürlüğü ve hukuki sorunları başta olmak üzere Önderliğin uluslar arası alanda tanıtılması için diplomatik faaliyet geliştirir. Bunun için alanlarda Önderliği Sahiplenme Komite ve Komisyonları örgütlemeye çalışır. (…)

Sadece bu kısımlara bir göz gezdirmek bile tasarlanan rejimin bir diktatörlük olduğunu açık eder. Protestonun başka biçimleri yokmuş gibi ’Ben de KCK’liyim’ diyenleri anımsayın. Hayır arkadaş, tek başıma kalsam bile ben değilim!


 

 

  

KCK, HDK ve Sosyalist Sol

Seyfi Cengiz

Türk sosyalist grupları hiçbir vakit sınıfa ait olmadılar.

12 Eylül'den, özellikle Berlin Duvarı ve SSCB'nin yıkılışından sonra ise, açıkça ifade etmeseler de, sınıftan ve sosyalizmden iyice umutlarını kestiler.

60'larda ve 70'lerde daha çok Kürt ve Alevi bir tabana yaslandılar.

Ama 70'lerin ortalarından itibaren Kürtleri, 80'lerde ve 90'larda ise Alevileri yitirerek giderek marjinalleştiler.

Bu süreçte geçmişten ders çıkarıp sosyalizm anlayışlarını yenileyerek sınıfa yönelmek, bağımsız bir sınıf hareketine dönüşmeyi hedeflemek yerine PKK'nın güçüne imrendiler.

Marjinal varlıklarını sürdürebilmenin formülünü PKK'ya yaslanmakta, ona benzemekte buldular.

PKK'nın kendisi haricindeki bütün muhalefeti silah zoruyla bastırma, kendi içinden ve dışından yüzlerce devrimciyi katletme eylemlerine ses çıkarmadılar.

PKK'nın en yakınında durmak için birbirleriyle rekabet ettiler.

Birbiri ardı sıra Beka'nın yolunu tuttular.

Apo'dan çok Apo'cu, PKK'dan çok PKK'cı olmaya başladılar.

PKK’ya 'Kürt Özgürlük Hareketi' sıfatı yakıştırdılar.

Dersim'i ve Kürdistan'ı tanımayan bu Türk solcuları, kendilerini Kürt olarak tanımlamayan azınlıklara, Dersim'e, Kızılbaşlara ve Zazalar'a da Öcalan'ın ve PKK'nın penceresinden bakmaya başladılar.

Kızılbaş sorunu ile Kürt sorununu bile ayırt edemez hale geldiler.

PKK'nın başka kimlikleri, dilleri ve kültürleri ve onların eşit haklarını inkar eden yaklaşımını sorgusuz sualsiz paylaştılar.

PKK, her istediğini kolaylıkla dikte ettirdi onlara.

Dersim fikriyatını savunanları 'bölücü', 'devletçi' diye suçlamak da dahil.

KCK ve HDK gibi girişimlerle birlikte bu Türk solcularını PKK’dan ayırmak olanaksız hale gelmeye başladı.

Bunların her biri PKK’nın birer küçük versiyonudur şimdi.

PKK ağzıyla konuşmaları artık şaşırtıcı gelmemeli bize.

Hayatta kalmak ve kendi ‘devrim’ ve ‘sosyalizm’ projelerini gerçekleştirmek için sınıfa değil, Kürtlere, daha doğrusu PKK’ya yaslanmaya karar vermiş görünüyor bu grupçuklar.

HDK denen oluşum, 'sosyalist' Türk solunun büyükçe bir bölümünün sınıftan ve proleter sosyalizminden iyice uzaklaşmasının, sosyalist harekette popülizmin, Türk solunun PKK’lılaşmasının zirve noktasıdır.

Şimdi artık tek bir PKK değil, HDK adı altında buluşan sayısız PKK’cıklar var diyebiliriz.

Olan biteni bu gelişmeler ışığında okuyalım, yani tek tek ağaçlara takılmaktansa ormana odaklanalım derim.

(Kaynak: Facebook Desmala Sure sayfası, KCK ve HDK Üzerine Notlar 1, 06/01/2012)

Sera sıma`wa newiyê xêr bo!
Seyfi Cengiz 
Yeni yıl mesajı olarak ne yazayım diye düşünürken, bir arkadaştan gelen mesajı aynen aktarmak yeterli göründü:
"Sera newiye ma tedinere hastiyê u wesiyê, welatê Kirmanciye’re xoseriyê u serbestiyê biyaro!"

Seyfi Cengiz
Kürtleri bölen hudutları korumak adına 35 kişi daha bombalanarak öldürüldü.
Bu katliamı lanetliyorum.
Bu olay, bir kere daha, Kürt sorununun kilidinin Kürtleri bölen hudutlarda yattığını gösterdi.
Meşruiyeti olmayan bu hudutlar durdukça Kürt sorunu çözülemez.

Erdoğan İkinci Abdülhamit'e mi öykünüyor?
Seyfi Cengiz
28 Aralık 2011
Türkiye'de 'Açılım' adı verilen sözde reform/devrim dönemleri yeni değil.
İlk açılım Tanzimat'tır.
Onu başkaları (1908 ve 1923 de dahil) izlemiştir.
Bu açılımların herbirinin ardından içerde ve dışarda bir 'Yeni Türkiye' rüzgarı estirilmiştir.
Ama halk lehine vaad edilen yenilikler bir türlü gerçekleşmemiştir.
AKP döneminin açılım/reform siyaseti de Tanzimat'tan beri bir seri örneğini gördüğümüz eski açılımlara benzemeye başladı.
İçişleri Bakanı'nın son demeci, 'KCK operasyonları' adı verilen seri operasyonların, ressamı, şairi, edebiyatçıyı, sanatçıyı da kapsamına alarak AKP rejimine muhalif hemen her kesim üzerinde nerede duracağı kestirilemez bir baskı kampanyasına işaret etmektedir.
Erdogan, 'ustalık' dediği döneminde, TC'nin Osmanlı geçmişine her zamankinden daha fazla sahip çıkmakta, Ermeni soykırımındaki pozisyonu ve Kanuni çıkışı ile giderek İkinci Abdülhmit'e benzemekte, onunkine benzer bir hafiye ve polis rejimi kurmaktadır.
AKP'nin 'Yeni Türkiye'si İslam dünyasının lideri ve Osmanlı benzeri bir dünya gücü olma hevesi ile içerde ve dışarda giderek otoriterleşiyor.
Bu gidişat açılımlar politikasını ve yeni anayasa konusunu pratik karşılığı olmayan, daha çok söylemden ibaret vaatlere dönüştürmüş bulunuyor.

 

Erdoğan’ın hızlı dönüşleri ve sıfır tarih bilinci
Seyfi Cengiz
Fransız Meclisi on yıl kadar önce, 29 Ocak 2001’de, "Fransa, 1915 Ermeni soykırımını tanır" diyen bir yasa, 22 Aralık 2011 günü, yani dün de, "Fransız yasaları tarafından tanınan soykırımların reddi, bir yıl ve 45 bin avro para cezasına çarptırılır" diyen bir başka yasa kabul ediyor.
Bu son hamlenin ardından Türk hükümeti bağırıp çağırmaya, misilleme yapmaya, Sarkozy’nin kökenini ve şeceresini kazımaya başlıyor.
‘Yandaş’ basında hızını alamayıp Fransız Aydınlanma düşünürlerini ve Fransız Devrimi’ni aşağılayanlar çıkıyor.
AKP, CHP, MHP, Türk medyasının büyük bölümü arasında bir ‘Milli Birlik’ oluşuyor.
Milliyetçilik şaha kalkıyor.
AKP rejimi altında "İleri Demokrasi’" yolunda ilerlediği söylenen "Yeni Türkiye"nin manzarası bu.
Başbakan Erdoğan, bir ay önce Dersim olaylarını anlatırken, sözcüğün kendisini telaffuz etmese bile, bir soykırım tasviri yapıyor, ardından Dersimliler’den devlet adına özür diliyordu.
Erdoğan’ın Sarkozy’e hitaben sarf ettiği "Türkiye tarihine saldırıyor", "Sözde Ermeni soykırımı" diyor, "Bizim tarihimizde soykırım asla ve asla yoktur", "Hiçbir tarihçi, siyasetçi, bizim tarihimizde soykırım göremez", "(Bu) tarihi bir yalandır", "Tarihi çarpıtıyorlar", "Biz tarihimizle gurur duyuyoruz. Bizi sıkıntıya düşürecek bir tarihimiz yok" şeklindeki sözleri, bir yığın inkar, yalan yanlış bilgi ve beyan içeriyorlar.
Erdoğan’ın yarım yamalak Dersim özrü, bütün kusurlarına rağmen, bir gerçeği kabul ve itiraf ettiği için ileri bir adımdı.
Bunun arkası gelmeliydi.
Demokratikleşmeden ve geçmişle yüzleşmeden sözeden birinin, samimiyse eğer, özür sırasını Ermeni soykırımına getirmesi beklenirdi.
Oysa Erdoğan, geri adım atarak beklentileri boşa çıkardı.
Erdoğan’ın Ermeni meselesinde yaptığı savunma, onun Dersim özrünün sorunlu yanını daha bir göze batırdı.
Yapılacak daha çok iş var demektir bu.
Dersim 38 Girişimi’nin faaliyetleri, yola çıkarken belirlediği hedeflerden sapmadan devam edecektir, etmelidir de.

 

 

 

 

 

 

 

Özür meselesi ve bir protestonun düşündürdükleri (3)
Seyfi Cengiz

Dersim Özrüne karşı çıkanlar bu duruşlarını muhtelif gerekçelere dayandırıyorlar.
Özellikle Erdoğan ve AKP'nin siyasi niyetlerine ve hesaplarına işaret ediyorlar.
Bu nokta üzerinde kısaca duralım diyorum.
'Açılım'lar sürecinin ilk Dersim tartışmasının 'fitilini ateşleyen' CHP'li Onur Öymen'in sözleri olmuştu.
Erdoğan konuyu partisinin seçim mitinglerine kadar taşımıştı.
Son Dersim tartışmasının 'fitilini ateşleyen' ise AKP yandaşı Zaman gazetesi oldu.
Bunu 2 Kasım'da Hüseyin Aygün'le bir söyleşi ayarlayarak yaptı.
Bu söyleşiden ''Dersim katliamının sorumlusu CHP'dir. Atatürk'ün de haberi vardır'' başlıklı bir haber çıkarttı.
Bir hafta kadar beklettiği bu haberi 'Atatürk'ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da yayımladı.
Burada bir akıl, bir niyet olduğu bellidir.
12 CHP'li vekilin 16 Kasım çıkışını kışkırtan akıldır bu.
Ardından AKP'nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda Erdoğan'ın yaptığı malum konuşma ve 'özür jesti' geldi (23 Kasım).
Fotoğrafın bu kadarı bile son Dersim tartışmasının tesadüfen patlak vermediğini gösterir.
'İran-Suriye aksı' ile gerginleşen ilişkilerin, AKP-CHP rekabetinin, AKP'nin Kürt politikasının ve BDP/PKK ile çatışmasının (KCK operasyonlarının) bu tartışmanın gündeme sokulmasında etkileri vardır.
Başka deyişle Dersim özrüne karşı çıkanların bu duruşlarına dayanak yaptıkları gerekçelerde bir gerçek payı yok değildir.
''Özrü kabul etmiyoruz! Al özrünü başına çal!' tavrı buna rağmen yanlıştır.
Apolitik bir dünyada yaşamıyoruz.
Tartışılan konu da (Dersim soykırımı) politika üstü bir konu değil zaten.
Siyasi niyet veya hesapların işe karışmaması düşünülemez.
Rakip partiler arasında iç rekabetin kızıştığı konjonktürlerde daha fazla halk desteği için tavizler verildiğinin örnekleri çoktur tarihte.
Erdoğan ve partisinin, özellikle Dersim odaklı bir çıkış üzerinden Dersimli ve Alevi seçmeni CHP'den koparmak, mümkünse ümmetin bir parçasına dönüştürmeki, AKP ve Cemaat yanlısı medyanın da desteğiyle kendi meşrebine uygun kimselerden (akademisyen, dernek yöneticisi, girişimci, vekil, vb) muhatap oluşturmak istediği söylenebilir.
Azınlıklar içinde kendisiyle iş tutacak muhataplar bulmak, yoksa yaratmak, AKP'nin 'Açılımlar' siyasetinin başta gelen bir özelliğidir.
Bu gibi 'niyetler ve hesaplar' elbette görmezden gelinecek şeyler değildir.
Ama aynı zamanda olumlu etkileri/sonuçları inkar edilemeyecek olan bir konuşma ve özür var orta yerde.
Bu konuşmada devletin Dersim'de yaptığı, sözcüğün kendisi kullanılmadan soykırım (önceden planlamış bir kırım) olarak tasvir edilmiş ve devlet adına özür dilenmiştir.
Erdoğan'ın bu özründe anlamlı/değerli olan suçun itirafıdır.
Böyle bir itiraf bir Başbakan'ın ağzından ilk defa yapılmıştır.
Bu bir adımdır, bir kazanımdır.
Benim altını çizdiğim ve desteklenmeye değer bulduğum nokta tamda budur.
Burdan ilerleyerek devlet ve ümmet tarafından işlenen öteki suçların kabulü, Dersim adı ve otonomisinin iadesi talep edilmelidir.
Türk devletinin işlediği suçların teşhirinde, iç ve dış kamuoyunun aydınlatılmasında Erdoğan'ın itirafı oldukça önemlidir.
O nedenle 'Al özrünü başına çal!' tavrı kesinlikle yanlıştır.
Bu özürde noksan/kusurlu bulduğum şeyi de söyleyeyim.
Özür dilemek, sözlük anlamıyla, suçu kabul ve itiraf etmek, sorumluluğunu üstlenmek ve bağışlanma talep etmektir.
Dersim kırımlarından devlet (Türk milliyetçiliği) ve ümmet (İslamcılık) sorumludur.
Erdoğan'ın özründe ümmet sorumluluktan muaf tutulmuş, hatta Necip Fazıl üzerinden yürünerek aklanmaya kalkışılmıştır.
Erdoğan'ın özründeki en büyük kusur budur.
Ümmetçiliğin Dersim ve Alevilere yönelik güncel seferleriyle (Alevi dedelerini Diyanet memurlarına dönüştürmek gibi) birlikte düşünüldüğünde tehlikeli bir kusurdur bu.
İkincisi ise andaki dengeler, ayrıca yeri ve şekli nedeniyle adına özür dilenen devletin bu özrü ne ölçüde sahipleneceği, toplumun onu ne ölçüde içselleştirilip kalıcılaştıracağıdır.
Meclis'in, TSK, yargı, öteki siyasi partiler, yazılı ve görsel medyanın bu özür konusundaki tavrı henüz netlik kazanmamıştır.
Yarın birileri çıkıp devlet adına Cumhuriyet Gazetesi ve/ya Türksolu Dergisi'ne paralel bir duruş sergilerse ne olacaktır?

Özür meselesi ve bir protestonun düşündürdükleri (2)
Seyfi Cengiz

''Özrü kabul etmiyoruz! Al özrü başına çal!'' bir duruştur.
Ama yanlış bir duruştur.
Kendilerine ''Dersim Demokrasi Güçleri'' adını yakıştıran 10 Aralıkçılar'ın (ben bunlara 10 Aralıkçılar diyeceğim bundan böyle) özür karşıtlıklarını bu karşıtlığa odaklı bir mitinge dönüştürmeleri duruşlarındaki bozukluğu abese vardırmıştır.
Bu özrün sınırlı, yetersiz, kusurlu olduğu gerçeğini dile getirerek bu yönlerini giderecek talepler öne sürmek dururken, ''Devletin Özürünü Kabul Etmiyoruz!'', "(Devletten) hiçbir özür istemiyoruz!" demek (Bkz. DHF Açıklaması) ), bir kayıtsızlığın ifadesidir.
Bu kayıtsızlığın geleneksel ikameci yaklaşımla ''Dersim halkı haykırdı: Devletin özrünü kabul etmiyoruz!'' (Bkz. DHF Sitesi, Video Haber) şeklinde yansıtılarak bütün Dersim halkına maledilmesi kabul edilemez.
Mağdurun duruşu değildir bu.
Mağdurun 'Devletten özür istemiyoruz!' tarzında mağduriyetiyle bağdaşmayan bir talebi olmamıştır, olmaz, olamaz da.
Bu tavır Dersim gerçeğine yabancı bir tavırdır.
''Al özrünü başına çal, özrünü kabul etmiyoruz!'' tavrı Dersim sorununa yabancı, Dersim halkını ve talepleriini bilmeyen, Dersim soykırımının tanınması ve bundan ötürü özür dilenmesi gibi talepler için mücadele etmemiş olanların tavrıdır.
Erdoğan'ın özrünün onlara bir lütuf gibi görünmesi de bundandır.
Oysa bu sonuçta bu talep uğrunda verilmiş onlarca yıllık bir mücadelenin büyük katkısı vardır.
DHF'nin demokratik adımlara/reformlara ''devrimci mücadelenin yan ürünleri'' olmaları durumunda bile taraf olmadığı anlaşılıyor.
''Dersim halkının tarihsel acıları ve hesapları ancak halkın demokratik iktidarında... görül(ür)'' demenin (Bkz: DHF açıklaması) başka bir anlamı yoktur.
Aynı DHF açıklamasında ''1937-38 katliamının hesabının verilmesi'', ''Arşivlerin açılması'', ''Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin açılarak yüzleşilmeye başlanılmasi'', ''hakikatleri araştırma komisyonunun kurulması' vb gibi bu yaklaşımla bağdaşmayan talepler ileri sürülmüş olması açık ki bir tutarsızlığın ifadesidir.
Bu gibi taleplere karşı çıkılmazken (veya bunlar 'halkın demokratik iktidarına' ertelenmezken) özür talebine neden karşı olunduğu anlaşılmaz kalmaktadır.
Bu DHF açıklamasına ''Dersim Merkez, Hozat, Mazgirt, Pertek belediye başkanları, DEDEF genel başkanı, Muş Milletvekili Demir Çelik ve sanatçı Ferhat Tunç’un da katılarak destek verdi (ği)'' not ediliyor (Bkz. Demokratik Halklar Federasyonu resmi internet sitesi).
Dersim 38 mağdurlarının bahsi geçen belediye başkanlarını istifaya çağırmaları gerektiğini düşünüyorum.

(devam edecek)

 

Özür meselesi ve bir protestonun düşündürdükleri (1)

Seyfi Cengiz


Tarih, 10 Aralık 2011.

Dersim'de bir "miting".

Adı, "37-38 Mitingi".

Binlerce kişinin katıldığı söyleniyor.

Düzenleyen "Demokrasi Platformu".

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), BDP ve Demokratik Halklar Federasyonu (DHF) da dahil 45 kadar kuruluşun katıldığı belirtilen bir platform bu.

Bu mitingin ana sloganları/mesajları şöyle:

"Özrü kabul etmiyoruz!",

"Al özrünü başına çal!",

"(Başbakan Tunceli'de) Seyit Rıza büstü önünde diz çöküp özür dilesin!".

Evet, mitingin sloganları aynen böyle.

Yani gerçekte bir protesto ile karşı karşıyayız.

Ben böyle bir protesto hatırlamıyorum.

Kendi türünde bir ilk olmalı bu.

Bu protestonun anlamı üzerinde birlikte düşünelim diyorum.

Ben düşüncelerimi yazacağım.

Sizler de yazın, birlikte ilerleyelim.

 

Kılıçdaroğlu'nun durduğu yer
Seyfi Cengiz
(Bu yazının ilk yayın tarıhi: 23.08.2010, www.desmalasure.de)

CHP’li kimliği Kılıçdaroğlu’nun nerede durduğu hakkında genel bir fikir veriyor.
Bu yetmiyorsa, Onur Öymen’in meclisteki Dersim referansı üzerine patlak veren tartışmada Kılıçdaroğlu’nun durduğu yeri hatırlayın.
O da yetmezse partisinin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın yerine talip olduğu ortamı, bu göreve geliş şeklini, başta Hürriyet olmak üzere statükocu “Merkez Medya“nın bu gelişte oynadığı rolü anımsayın.
Bilmem hatırlar mısınız, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan bir konuşmasında toplumun tüm kesimlerinin ortak değerleri olarak gördüğü bazı isimler sıralamıştı.
Aralarında Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş, Pir Sultan, Mehmet Akif, Said-i Nursi ve Necip Fazıl gibi isimlerin de bulunduğu Erdoğan’ın bu listesine Kılıçdaroğlu iki ismin daha eklenmesini önermişti.
Kimdi bunlar, hatırlıyor musunuz?
Bunlardan biri asıl kimliğini inkar eden Türkçü ideolog Ziya Gökalp, diğeri de ilk Kızılbaş kırımlarının başını çekenlerden İdris-i Bitlisi idi.
Kılıçdaroğlu’nun listede noksan bulduğu bu iki isim de onun nerede durduğu hakkında bir fikir vermiyor mu?
Rivayet odur ki “kurtuluş“ için bir “Meydan Muharebesi“ de şu Sakarya denen yerde yaşanmış.
Şimdi bir üniversite var burada.
Sakarya Üniversitesi (SAU).
Tarih 25 Mart 2010’dur.
Kılıçdaroğlu, daha CHP Grup Başkan Vekili iken bir gazeteciler grubu tarafından bu Universite’de düzenlenen bir programa davetlidir.
Bir konuşma yapıyor.
Ne diyor, bir bakın:
“Bizi farklı inançtaymışız gibi gösteriyorlar.
Sanki bizim dini duygularımız yokmuş gibi gösteriyorlar, ama gerçek Müslüman biziz…”.
“Yargıçlarla, savcılarla kavga ederek bir yere gidemeyiz”
“Yeni bir kurtuluş savaşı başlatmak gerek”.
(Bkz. Habertürk Gazetesi, 25 Mart 2010, Perşembe)
Biz onu Kızılbaş bilirdik değil mi?
Ama kendisi söylüyor, artık değilmiş.
Dönmüş, devşirilmiş.
CHP; önemli ölçüde bu ameliyeden geçirilmiş Aleviler’in partisidir.
Alevi kurumlarının büyük çoğunluğu bu kitleyi CHP'ye ve CHP üzerinden de devlete bağlayan dernek bürokrasisinin elindedir.
Kılıçdaroğlu’nun bu partinin başına getirilişi devletçi ve ulusalcı Aleviler’in CHP’den kopuşunu engellemek içindir.
Kılıçdaroğlu, en çok Ergenekoncular’dan ve onların bir parçası olan Perinçekçiler’den duyduğumuz laflar ediyor:
“Yeni bir kurtuluş savaşı…gerek“.
Böyle bir adamı Hürriyet yazarları, Ertuğrul Özkök, Özdemir İnce ve eski Perinçekçi Soner Yalçın gibileri alkışlamaz da, kim alkışlar?
Kemal Kılıçdaroğlu vaktiyle solcuymus, ama ne menem solculuksa bu, kendisine kurtuluş savaşlarının ezilen halklar ve sınıflar tarafından verildiğini, ezen ve sömüren devletlerin kurtuluş savaşları veremeyeceğini öğretememiş.
Devlet ve imparatorluk kurtarmak için verilen bir savaşı “kurtuluş savaşları“ veya “millli mücadeleler“ kategorisine sokanlar bu savaşa öncülük eden Türk paşaları ve “devrim“den bu paşaların yapacağı darbeleri anlayan Türk solcularıdır; adam gibi solcular değil.
Kılıçdaroğlu’nun “yeni“ bir baskısından sözettiği “kurtuluş savaşı“nın ilki daha bu savaşın içinde (Koçgiri’de) başlamıştı Dersim’i ve Pontus’u kırmaya.
Generaller öncülük ediyordu ona.
CHP’yi ve Türk Cumhuriyeti’ni bu generaller kurdu.
1925’in ve 1938’in sorumluları da aynı paşalardır.
Bir yenisinin ne getireceği şimdiden bellidir.
Kılıçdaroğlu’nun durduğu yer, Türk paşalarının onu ve benzerlerini çağırdığı yerdir.
Geriye doğru izini sürerseniz karşınıza Mah, Müdafai Hukuk Cemiyetleri, Halkevleri, Türk Ocakları, Teşkilat-ı Mahsusa gibi mekanlar çıkar.
Mağdurlara kendi katillerinin sevdirildiği, mağdurların önce birer devşirmeye, sonra da birer küçük misyonere dönüştürülüp ortalığa salındığı yerdir burası.
Kılıçdaroğlu, bu küçük misyonerlerin bir rol modelidir.
Kılıçdaroğlu, Dersim 38’in sonuçlarından birinin ete kemiğe bürünmüş temsilcisidir.
Onun şahsında okunması gereken Dersim 38 defteridir.
Onun ve onunla işbirliği içindeki dernekçilerin Dersimliler’i çağırdığı yer, Dersim 38’in sorumlularının, misyonerlerin ve devşirmelerin toplandığı yerdir.
Kılıçdaroğlu ve benzerlerinin çağrılarına uymak bindiği dalı kesmektir.
Erdoğan’ın Sakarya’da Dersim ve 38 hakkında söyledikleri besbelli ki Kılıçdaroğlu’nun Sakarya’daki beyanlarına da örtülü bir göndermedir.
Kılıçdaroğlu’nu doğru okumak için Sakarya konuşması önemlidir.
Aşağıdaki satırlar da bu konuşmadan alınmadır:
“Bağımsız, güçlü bir Türkiye...için yola çıktık“.
“(Kıbrıs konusunda) şimdiki hükümet ver- kurtul politikası yapıyor“.
“Nedir AB? Biz muhtaç değiliz AB’ye...İçi çürüyen bir Avrupa’nın bekleme odasında ....unutulmak ağrımıza gidiyor“.
Bu görüşler derin devletin savunduğu tezlerin birer kopyasıdır.
Kılıçdaroğlu’nun Kürtleri bölen hudutlara gidip geneallerle çektirdiği fotoğraf karelerini, "YAŞ Krizi" sırasındaki tavrını da hatırlayın.
Kendi “adalet“ anlayışı için referans olarak “Hz. Ömer adaleti“ni verişini hatırlayın.
Son olarak Hürriyet’in şu manşetini:
“Kılıçdaroğlu kökenini açıkladı: Türkmen’im ben”.
(Bkz. Faruk Bildirici’nin Kılıçdaroğlu ile söyleşileri, Hürriyet, 27 Haziran-10 Ağustos 2010 sayıları).
Kılıçdaroğlu’nu doğru okumak için bu kadarı yeter de artar bile.
“Doğru okumak” dedim de, böyle her kılığa giren, bu yüzden daha şimdiden onlarca lakap yakıştırılan (Gandi Kemal, Havuz Kemal, vd) kişileri “doğru” okumak kolay iş değil.
O yüzdendir ki yanlış okumamak yeterlidir.

 

Kırk yıllık geçmişinizle yüzleşin!
Seyfi Cengiz

15 Ekim 2011 tarihinde Dersim’de Veli Sarısaltık adında yoksul bir işçi öldürüldü.
Bir sure sonra bu cinayet TKP/ML TİKKO tarafından üstlenildi.
Yapılan açıklamada bu örgütün “düşmanla her türlü teması” işbirliği olarak görüp ölümle cezalandırdığı, çalıştığı fırın hesabına bir jandarma karakoluna ekmek götüren Veli Sarısaltık’ın da bu fiili yüzünden öldürüldüğü söylendi.
Şu ana kadar Veli Sarısaltık’ın düşmanla "işbirliği" yaptığına dair tek bir kanıt dahi gösterilmedi.
“Temas” kafi sebep olarak sunuldu.
Bu kafi sebepse, sadece Veli Sarısaltık'ın değil, şartlar ne olursa olsun vergi veren, askerlik veya memurluk yapan herkesin, ne olduğu pek anlaşılmayan yüce amaçlar uğruna, bu hakkın ve yetkinin kimden ve nasıl alındığı dahi sorglanmadan, infaz sırasını beklemesi gerekiyor.
Bu saçmalığından ötürü 30 Ekim tarihli bir yazımda bu açıklamayı “bir cinayetin belgesi” olarak tanımladım.
(Bkz. Bu bildiri bir belgedir).
4 Kasım (2011) tarihli bir diğer yazımda ise,
"Koşullara, konjonktürlere aldırış etmeyen, `kapısının önünü bile koruyamıyor`diyerek (Bkz. TKP/ML TİKKO’nun Veli Sarısaltık cinayetine ilişkin açıklaması) TSK operasyonlarına davetiye çıkaran, patronu yüzünden işçisini cezalandıran, sivillere sürgün ve idam cezaları biçen, insan hayatına (ne kendi kadrosunun, ne de sivil halkın) aldırış etmeden şiddeti tırmandıran bu yaklaşımlar, bu gidişat Dersim`i geleceksizleştiriyor. Bu hale seyirci kalınamaz..."
dedim.
(Bkz. Dersim Baharı İçin, 4 Kasım 2011).
’Seyirci kalınamaz’ derken, özellikle Dersim’deki suskunluğu kast etmiştim.
8 Kasım günü Facebook Desmala Sure sayfasındaki bir tartışmada bu sessizliği şu satırlarla ifade ettim:
“Dersim'de bir cinayet işleniyor. Suçu kimin işlediğine göre farklı duruşlar/pratikler sergilenmez. Bu cinayet devlet güçleri tarafından işlenseydi eminim ki yüzlerce, belki binlerce insan sokağa inip protesto eder, faillerinin bulunmasını ve hesap sorulmasını isterdi. Bildiğim kadarıyla Veli Sarısaltık olayında Dersim'de gücü olan hiçbir örgüt böyle bir eylem koymadı. Neden? Eylem gücü olup da bunu yapmayanların elini kolunu bağlayan bir çarpık zihniyet değilse, nedir? Bunu söylemek de haksızlık mıdır? Tunus'ta kitlelerin sokağa dökülmesinin işaret fişeği bir polisin bir işportacıya tokat atması olmuştu. Halkta bir işgal askeri imajı uyandıranlar bunu unutmasınlar derim”.
Cinayetin üstüne üstüne gidişim sadece beni değil, Dersim düşüncesini savunan bütün diğer Dersimlileri ve Dersim sitelerini de yalan, iftira, çarpıtma, küfür ve hakaret yüklü en aşağılık türden bir saldırının hedefi haline getirdi.
İlginç olan bu çirkin saldırının TKP/ML ile bağlarını uzun zaman önce kopardığını söyleyen, üstelik bu örgütü başka cinayetlerle (Hakkı Şenli ve Kenan Demir cinayetleri) ve ’kirli ticaret’le ilişkilendiren Halim Kar adında birisi tarafından yürütülüyor oluşudur.
Bu adam bu olaya ilişkin iki yazısında işlenen cinayeti ve bu konudaki argümanlarımızı konuşmak yerine, konuyu bilinçli olarak saptırdı. Dersim düşüncesini savunanların tümünü, özellikle de beni tehdit ederek meseleyi tamamen kişiselleştirdi.
Kimden gelirse gelsin bu tür tehditlerin susturmak şöyle dursun, beni daha fazla ve daha yüksek sesle konuşmaya mecbur edeceğini tanıyanlar bilirler.
Bahsini ettiğim şahsın Dersim fikriyatına beslediği olağandışı düşmanlık, beni bir aralık hakkında bilgi toplamak için uğradığım Veli Sarısaltık’ın Facebook sayfasına götürdü yeniden.
Veli Sarısaltık’ın Info’sundaki verilerden bir bölümü dikkatimi çekti:
Sevdiği müzik: Ozan Emekçi, Dersimin Çığlığı, ...
Etkinlikler ve İlgiler: Dersim, Domane Dersim, Zazaki (Kırmancki, Kırdki, Dimilki),...
İsteyen herkes bu sayfaya bakabilir.
'İşlenen cinayette onun siyasi tercihinin/eğiliminin rolü var mıydı acaba?’ diye düşündüren verilerdir bunlar.
TKP/ML’yi temsilen konuştuğu izlenimi verse de, Halim Kar’ı hiçbir şekilde ciddiye almıyorum, almayacağım da.
Böyle bir düşkün muhatap alınmaz, seviyesine inilmez.
Yanıt vermesi, tartışacaksa tartışması gereken TKP/ML’nin kendisidir.
Dersim solunun birliğine büyük önem veriyorum.
Bu doğrultuda olağanüstü çaba sarfediyorum.
Geldiği gelenek ne olursa olsun geçmişiyle yüzleşebilen, yanlışlarıyla hesaplaşma ve özür dileme cesareti gösterebilen Dersimli bütün devrimci kişi ve çevrelerin bu birlikte yeri olsun istiyorum.
Sizleri de 40 yıllık geçmişinizle yüzleşmeye (Sarısaltık cinayeti dahil) ve bu birliğe katkıda bulunmaya çağrıyorum.

Başbakan Erdoğan’ın Dersim Özrü
Seyfi Cengiz

Dersim soykırımının tanınması ve Dersimliler’den özür dilenmesi, Desmala Sure dergisinin çıkışından (1991), özellikle Dersim 38 Girişimi’nin “Dersim 38’den Dolayı TC Devletinden Davacıyız“ adı altında 2005 yılı başlarından bu yana yürüttüğü kampanyadan beri, Dersim muhalefetinin en önemli taleplerinden biri olmuştur.
Bu eksende yürütülen imza kampanyaları bu talebin binlerce, hatta onbinlerce Dersimli tarafından desteklenen kitlesel bir talep olduğunu ortaya koymuştur.
Başbakan Erdoğan’ın önceki gün (23 kasım 2011) Dersim soykırımından dolayı devlet adına Dersimliler’den özür dilemesi, onlarca yıldır sürdürülen bir hak mücadelesinin başarı hanesine kayd edilmelidir.
Bu bir lütuf değil, onyıllardır verilen bir mücadelenin sonucudur.
Bu mücadeledir ki Dersim Sorunu’nu son iki yılda Türkiye’nin gündemine taşımış, andaki dünya, bölge ve Türkiye konjonktürünün ve parti rekabetinin de katkısıyla önceki gün nihayet olumlu bir karşılık bulmasını sağlamıştır.
Bu kazanımda belirleyici olanın son kertede Dersimli’nin çığlığı ve çabası olduğunu unutmamak gerekir.
Bu sonucu ortada bir talep ve bu uğurda bir mücadele yokken bahşedilmiş bir şey, bir lütuf gibi sunmaktan kaçınmalıdır.
Bunu derken Başbakan’ın ve hükümetinin bu sonuçtaki rolünü, basiret ve cesaretini kesinlikle küçümsemiyoruz.
Özrün zamanlaması, ifade biçimi ve gerisindeki saikler konusu önemli olmakla birlikte ayrıntıdırlar.
Bunları öne çıkararak atılan adımı azımsamak doğru olmaz.
Şimdi daha önemlisi bu özrün lafta kalmaması, gereklerinin yerine getirilerek pratiğe tercüme edilmesidir.
Öncelikle hatırlatılması gereken Dersimlinin Kızılbaş kimliğinin, 1938’de yitirlien Dersim adı ve otonomisinin iade edilmesidir.
Bu noktadan itibaren çabalarımız ağırlıkla bu konu üzerinde yoğunlaşmalıdır.
Başbakan’ın özründeki esas kusur, ümmeti ve ümmetçiliği Dersim ve Kızılbaş kırımlarında sorumluluktan muaf tutması, bütün suçu milliyetçiliğe fatura etmesidir.
Esas kaygımız bu noktada toplanmalıdır.
Dersim Sorunu 1920’lerde veya 30’larda doğmadı çünkü.
Kökleri Çaldıran Savaşı kadar gerilere dayanan bir sorundur bu.
Dersim ve Kızılbaşlar, gerek Çaldıran’dan Tanzimat’a, gerekse Tanzimat’tan Cumhuriyet’e onlarca kırıma maruz kalmıştır.
Bu kırımlara meşruiyet kılıfı uyduran İslam dini ve ideolojisidir.
Osmanlı paşaları bu kırımların dine ve hukuka uygunluğunu İslami otoritenin fetvalarıyla sağlamıştır.
Yavuz Selim’in, Kanuni’nin, II. Selim’in, Kuyucu Murat’ların eline “Kızılbaşların katli vaciptir“ fetvalarını verenler Müslüman din otoriteleridir.
Bu fetvalardan bir bölümü Erdoğan’ın Çorum’da övgüsünü yaptığı Ebussud Efendi’ye aittir.
“Müslümanlar katliam yapmaz“ diyen Erdoğan’ın bu gerçekleri de bilmesi, örtbas etmemesi gerekir.
Necip Fazıl’ın Dersimliler`den “din mazlumları“ olarak sözettiği doğrudur.
1938 soykırımını en güçlü ifadelerle dile getirenlerden biri Necip Fazıl’dır.
Bu da doğrudur.
Ama Necip Fazıl, aynı zamanda bu din mazlumlarını “Müslüman“ ve “Türk“ olarak tanıtıp meselenin esasını perdelemiştir de.
Bu “din mazlumları“ndan “50 bin Müslüman“ diye sözedişi onun bu soykırım hakkındaki etkili sözlerine gölge düşürmüştür.
Başbakan Erdoğan, duruşuna gölge düşürmek istemiyorsa, “Müslümanlar katliam yapmaz“ şeklindeki tarihi gerçekler tarafından tekzip edilen sözlerinde ısrarcı olmamalıdir. Çaldıran’dan bu yana Müslüman devletin ve onunla işbirliği halindeki ümmetin Kızılbaşlara karşı yürüttüğü sayısız cihad üzerinde düşünmelidir.
Ek olarak 1895-1896 ve 1909 Ermeni pogromları, 1915 Ermeni soykırımı, kışkırtan devlet olsa bile Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Kızılbaş pogromlarında içinden geldiği siyasi geleneğin ve mensup olduğu cemaatin oynadığı rolü teslim etmeli; bu gerçeklerle yüzleşme cesaretini de göstermelidir.

BAŞBAKAN ERDOĞAN`IN AÇIKLAMALARI
Torne Soy
Başbakan Erdoğan Dersim belgelerini açıkladı.
Açıklanan belgeler tümünü kapsamasa da, TC Başbakanı olarak bir ilki dile getirmesi Dersim halki icin, genel anlamıyla da Turkiye'deki butun halklar icin oldukca önemlidir.
(Devamı için bkz. Desmala Sure Forumu).

 

 

DERSİM İÇİN TARİHİ BİR ADIM
Meso Teso
Dersim için tarihi bir evreye girildi.
Evet Dersim'in Amerika Kızılderilileri, Avusturalya Aburcinleri, Yeni Zellanda Maourilerinden deyim yerindeyse farki kalmamıştı.
(Devamı için bkz. Desmala Sure Forumu)

 

Halim Kar’a Cevaben
Seyfi Cengiz

Birkaç gün önce bir arkadaş bana yolladığı bir eMail’e Halim Kar tarafından yazılmış bir yazının linkini ekleyerek burada Dersim düşüncesini savunan hemen herkesin, tabi bu arada benim de hedef gösterildiğimi hatırlattı.
(Bkz. ’Veli Sarısaltık Eylemi ve 5. Kol Korosu’, Devrimci Demokrat, 4 Kasım 2011).
Mesajı okurken verilen linke gidip yazıya şöyle bir baktım.
Başlığı görünce Veli Sarısaltık cinayetiyle ilişkili bir yazı olmalı bu dedim.
Ama uzun mu uzun.
Asıl konu kayıp.
Konusu üzerinde yoğunlaşmak yerine çok uzağında dolanıp durmuş.
Birinci ve İkinci dünya savaşları, Vietnam savaşı, Libya ve Ömer Muhtar, Nazi Almanyası, Latin Amerika, daha neler neler...
Düzeni oldukça bozuk bir yazı bu.
İmlası da oldukça kendine özgü.
Bu gezegende konuşulan hiçbir dilde olmayan kurallar.
Ne soru işaretleri olması gereken yerde, ne ünlemler, ne noktalar, ne virgüller, ne de noktalı virgüller.
Hepsi yer değişmiş.
Kendisini TKP/ML’nin ’eski kadrolarından biri’ olarak tanıtan biri tarafından yazılmış; ama öyle kolay kolay okunup anlaşılacak gibi değil.
Bu vaziyeti görünce kaçtım.
Elimdeki işi bırakıp böyle bir yazıyla vakit kaybedemem dedim
Halim Kar (HK), kendi şahsında bu hareketin bilgi, bilinç ve birikim düzeyini de açık etmiş bu yazısıyla.
Nihayet bugün şu yazıya bir daha bakayım diyerek el mecbur uğraştım.
Yazı, Veli Sarısaltık cinayetini ve TKP/ML açıklamasını savunuyor, dahası bu cinayeti protesto eden herkesi, hepimizi,’5. Kol Korosu’ olarak suçluyor.
Şaşırdım.
Çünkü, yazarı 1990 yılı başında TKP/ML’den ayrıldığını söyleyen ve bu örgütle arasındaki mesafeyi bu örgütün bulaştığını söylediği ’kirli beyaz ticareti’, Hakkı Şenli ve Kenan Demir cinayetleri vd gibi olaylarla ilişkilendiren ve bu konularda örgütten defalarca özeleştiri talep ettiği halde bir zihniyet ve tavır değişimi görmediğini söyleyen biri.
Böyle biri nasıl olur da Veli Sarısaltık cinayetini savunur, bu konuda TKP/ML’nin kendi içinden bile muhalif seslerin yükselmeye başladığı bir sırada bu cinayeti işleyen zihniyeti aklamaya kalkışır? Bununla da kalmaz, bizlerin bu ve benzeri gibi konulardaki duyarlılığını ’5. Kol’ faaliyeti olarak tanımlar, duruşumuzu Veli Sarısaltık eyleminde kendi sonu’muzu gördüğümüze bağlayarak açık açık tehditler savurur.
’Devrimci Demokrat’ maskesi ile gezinen ve haddini bilmeden genel devrimci hareketin (bütün ’devrimci güçlerin/örgütlerin’) temsilcisi/sözcüsü havalarına giren bu adamın en azından benim ve yoldaşlarımın Dersimli devrimciler ve sosyalistler olarak bu tür tehditlere sadece gülüp geçeceğimizi ve Dersim halkının sahte devrimcilerle gerçek devrimcileri ayırmaya başladığını bilmesi gerekirdi.
Halim Kar’ın ’5. Kol’ tabirinin ne demeye geldiğini bilmediğinden eminim.
Çünkü asıl ’5. Kol’luk tam da kendisinin bu yazısında yaptığına denir.
Ne dediğini bilmeden ’düşmanla her türlü teması’ ’işbirliği’ gibi yorumlamaya denir.
Vergi vermek, askerlik yapmak, devlet memurluğu, devlet okullarında okumak düşmanla bir tür temas değilse nedir?
Bu dediğinizde samimi iseniz, bütün sivil halkı cezalandırmanız gerekir.
Sizin yoldaşlarınız veya yandaşlarınız arasında hiç mi vergi veren, askerlik yapan, devlet memurluğu (öğretmenlik, vd) yapan yoktur?
Yoksa Dersim’de muhtar kırımını bundan ötürü mü yaptınız?
’5. Kol’ tanımlaması olsa olsa Dersim’i kuşatan çevrenin Dersim’deki uzantıları tarafından yürütülen faaliyetlere yakışır.
Dersim’e başka kimlikler telkin etmek tam da bu kategoriye girer.
Bu ise Halim Kar’ın kendisi ve kafadarlarının yaptığı şeydir.
Halim Kar, ABD yönetiminin politikalarına ve uygulamalarına karşı direnişiyle ünlenen bir Kızılderili kabile reisi olan ’Oturan Boğa’’nın (Oturan Adam) bu sıfatını hak etmiş olamaz. Halim Kar, olsa olsa Oturan Boğa’yı öldüren Kızılderili milislerin/polislerin Dersim versiyonudur.
Halim Kar’ın devrimciliği uçuk, sahte, devşirme modeli bir devrimciliktir.
Halim Kar, Seyit Rıza’nın ’be-xetayme’ (hatasız olmak) sözünu dahi ’hata ettik’ diye tam ters şekilde çevirmekle Dersim’e ne denli yabancı olduğunu kanıtlamıştır.
Halim Kar, Dersim hareketi içindeki bölünmeleri bilmeyen biri değil.
O, Dersim düşüncesini savunan veya savunur görünen herkesi kasıtlı olarak aynı torbaya doldurup ’5. Kol’ diye birilerine hedef gösterirken ne yaptığının farkındadır.
Bu düşünceyi savunan herkesi tehdit eden bir zihniyetten Veli Sarısaltık cinayetine başka türlü yaklaşması beklenemez.
Bu adamın her türlü saçmalığına cevap vermek zaman kaybıdır.
Arşivden çıkarıp aşağıya aldığım alıntılar bu adamın ne olduğunun aynasıdır:

 

ARŞİVDEN ALINTILAR:
Halim Kar, beş altı yıl kadar önce, Zaza milliyetçileriyle Dersim Forum’da yaptığım tartışmaların birine katılıp şunları yazmıştı:

(I)
Yazı: U. Pulur Arkadaşa Sorular
Yazarı: Halim Kar
Tarih, gün ve saat: 14 Aralık 2005, 20:52:00
Yer: Dersim Forum

(...)
“Siz sayın Seyfi Cengiz’in sorularına nasıl bu kadar lakayt cevaplar verebilirsiniz? Bir soru daha: Seyfi Cengiz’i komünist olmakla eleştirmiyor, suçluyorsunuz?..”

(II)

Yazı: ‘Saldırılara Cevaplar!’
Yazarı: Halim Kar (Oturan Adam)
Tarih, gün ve saat: 15 Aralık 2005, 22:02:56
Yer: Dersim Forum

(...)
“SEYFİ CENGİZ SORUNU....
Seyfi Cengiz arkadaşı şahsen tanımam, ama onun yazılarını 1975-1976 yıllarından beri okurum...Bana göre Seyfi Cengiz’in Türk ve Kürt solu içerisinde ayrı bir yeri vardır, o arkadaş bir EKOLDÜR! Araştırma, inceleme dalında da çok yetenekli bir Teorisyendir! Bugüne kadar TC faşist devleti karşısındaki durşu övülecek bir durumdur. Onunla sadece TC değil, PKK da çok uğraştı...Neyse benim bu tartışmaya katılışım Seyfi Cengiz’e yardım amacı taşımıyor, bana ihtiyacı olacağını da sanmam tartışmalarda. Zaten görüşlerimiz de farklı...Seyfi Cengiz açık açık söylüyor, ‘TC ile aranıza sınır çekin, Kürdistan sorununda duyarlı olun, TC ile flört etmeyin’ diye. Doğru söylemiyor mu?”

 

(III)
Yazı: Alişan Karsan’a
Yazarı: Halim Kar
Tarih, gün ve saat: 16 Aralık 2005, 11:34:15
Yer: Dersim Forum

“Sayın Alişan, dalga kıran rolü oynamaktan vazgeçiniz. Bırakın muhataplar konuşsun, sonra devreye girin. Bu kadar aceleci olmayınız....Sizinle yine tartışacağız ama önce ve ivedilikle Seyfi Cengiz’in çığlığına kulak verip gündemi onun önemli açıklama ve sorularına bırakalım. Kimdir bu Zaza harekti içindeki devlet uzantıları? Bekleyelim hep beraber izleyelim....’’


(IV)
Ve Dersim 38 Forumu’ndaki bir yazım:

Sayın Kar, Ne Yaptığınızın Farkında Mısınız?
Seyfi Cengiz,
16 Ocak 2007

Sayın Kar,
Sizinle şu ana kadar şahsen karşılaşmadık.
Sadece gıyaben tanışıyoruz.
İsminizi ilk kez yaklaşık bir yıl önceki bir tartışma sırasında duydum. O tartışmada bana destek vermiştiniz. Bir dava adamı olarak bu desteğinizi şahsıma değil temsil ettiğim fikirlere verilmiş saydım. Size bu yüzden haksızlık edildiğinde protesto ettim.
İkinci kez, yaklaşık bir-buçuk ay kadar once (30. 11. 06’da) bu foruma girdiğinizde karşılaştık. Forum yönetimi ve katılımcılarına, bu arada şahsıma oldukça içten görünen bir dille “Merhaba” demiştiniz. Bizler de aynı içtenlikle karşılık vermiş, “hoşgeldin” demiştik. Benimle aynı forumda yazmayı “ayrıcalık” saydığında, benzer bir karşılık verdim.
Her iki karşılaşmada da hakkımda oldukça olumlu şeyler söylediniz. Ama dikkatimi bazı konularda hayli farklı görüşleriniz bulunduğuna çekmeyi ihmal etmediniz. Farklılıkları doğal karşılayan bir insan olduğuma inanıyorum. Bu nedenle siz farklılıkların ciddiyetinden sözettiğinizde hiç mi hiç sorun yapmadım. Çünkü az once dediğim gibi, olduğu kadarıyla bu sempati ve desteğinizin şahsımdan ziyade savunduğum fikirlere olduğunu sanıyordum. Bu fikirlerin güçlenmesi için elimden geldiğince yapıcı ve kazanıcı olmaya gayret ettiğim için, farklılıklarınızın ciddi olduğunu söyleseniz de, ola ki bir gün ortak dava için birlikte çalışabileceğimiz ihtimalini düşündüm. Buradan hareketle kurulu kontağı korumaya ve geliştirmeye niyetlendim.
Sizi tanımadığıma gore adınız “Halim Kar” değil de “Bertal” bile olsaydı yaklaşımım değişmezdi. Nitekim foruma sizden sadece bir hafta once “Bertal” diye biri de teşrif buyurmuştu. Tarzı sizinkinden farklıydı. “Merhaba“sı yoktu. Başlığı “DERSIM??????” olan (23 Kasım 2006) ve “Yahu Arkadaşlar” diye başlayan tuhaf bir makalesini de birlikte getirmişti.
Bu makalesinde görüşlerimizi çarpıtıyor, kendimizi başkalarından “üstün“ gördüğümüzü ileri sürüyordu. “Dersim“ lafını duymaktan bıktığını söyleyerek, Dersim’in Van, Aydın, Diyarbakır, İstanbul, Samsun, Artvin, Tokat ve Urfa’dan farklı sorunlarının bulunmadığını iddia ediyordu. Buradan hareketle bizi “bölgeci“, “küçük şehirci“, “milliyetçi“, “gerici“, hatta “barbar“diye suçluyordu.
Aslında bu gelişin hiç de iyi niyet taşımadığı belliydi. Bu izlenimimize rağmen önyargılı davranılmadı. Yanlış bir izlenim edinmiş olabileceğimiz düşünüldü. Savunduğu 180 derece ters görüşlere rağmen kendisine sizden farklı davranılmış değildi. Hatta yaptığı sorunlu giriş nedeniyle katılımcılardan gelen tepkiler forum yönetimi tarafından kontrol altına alınmış, öyle ki bu müdahaleler uyarı ve eleştiri kaldıramayan bir katılımcının forumu terketmesiyle sonuçlanmıştı.
Kısacası haksızlığa uğradığını düşündüğünüz kişiye bu forumda gerçekte gereğinden fazla hoşgörülü davranılmıştır.
Bu tavır sizin ima ettiğinizin tam tersine insana verdiğimiz değerin, geçmiş görüşleri ve içinden çıkıp geldiği gelenek ne olursa olsun Dersimliler’in birliği konusundaki samimiyetimizin bir ifadesidir. Türk solunun sosyalizm ve devrimcilik anlayışında yeri olmayan insan-eksenli Dersimi yaklaşımın bir belirtisidir.
Sonrasını biliyorsunuz.
“Kılmek Ra Gramere Zonê Dêsimi“ başlıklı yazımı bahane ederek eleştiri görünümü altında “Dersim????“ başlıklı yazısındaki aynı görüşleri farklı bir tarzda ortalığa sermeye başladı.
Tartışma sürerken yapılan Dursun Çelik imzalı uyarıyı ciddiye aldık. Bunun nedeni yazıdaki “faşist“ tanımlamasını o anda doğru ve yerinde bulduğumuz için değildi. Bertal mahlaslı kişinin “Dersim“ başlıklı yazısını aynı zamanda İstanbul İndymedia’da, bize karşı bu siteden yürütülen çirkin bir saldırının orta yerinde yayınladığını farketmiş olmamızdı. Bu yazının maksadı adı geçen sitedeki bahsini ettiğim saldırıdan bağımsızca ele alınırsa anlaşılmaz kalır.
Küçük bir araştırma bu adamın değişik isimler altında uzun süredir belli aralıklarla Dersim 38 Girişimi’ne ve bu girişime önayak olan insanlara karşı yürütülen çirkin bir kampanya ile ilişkili olduğuna bizi ikna etti. Özellikle son yazılarında kullandığı üslup ve argümanlar bu düşüncemizi pekiştirdi.
“Bertal Arkadaşa Takınılan Tavır Üzerine” başlıklı yazınızda söylediklerinizi bu bilgiler ışığında yeniden değerlendirmeniz gerektiğini düşünüyorum.
Ama yazınızla ilgili diyeceklerim bundan ibaret değil.
Bu yazınız aramızdaki farklılıklardan sözederken ne demek istediğinizi anlama imkanı verdi. Lafı dolandırmadan dosdoğru söylemek zorunda olduğum için üzgünüm:
Benim gördüğüm, devrimcilik veya demokratlık adı altında ciddi bir duruş bozukluğu sergilediğinizdir. Bu duruşunuz Bertal mahlaslı kişinin kendisi, O’nun “Dersim” başlıklı yazısındaki fikirleri ve benim “Kılmek ra Gramere Zonê Dêsimi” başlıklı yazıma verdiği yanıtlardaki yaklaşımı konusunda yaptığınız değerlendirmelerde kendisini dışa vurmaktadır.
Bana sorarsanız bu duruşunuz ne demokrat, ne de devrimcidir.
Kimsenin eleştiriden muafiyeti elbette ki sözkonusu olamaz. Ama Bertal mahlaslı kişinin icraatı sizin göstermeye çabaladığınız gibi masumane bir “eleştiri“ değil, Dersim Sorunu’nun inkarına dayalı bir suçlamalar manzumesidir. Beş asırlık bir sorunu ve bu zaman zarfındaki onlarca katliamı görmezden gelerek Dersim’i İstanbul, Aydın, Samsun, vd gibi illerle aynı kategoride ele almak başka bir anlama gelmez. Bunun Kemalist rejimin Dersim politikasından hiç bir farkı yoktur. Bu aynı inkarcılığı “insan olmak daha önemlidir“ gibi kulağa hoş gelen bir argümanla haklı göstermeye çabalamak tek kelimeyle çirkin bir demagojidir. Burada tanık olduğumuz şey toplumsal kurtuluş adına ulusal sorunları görmezden gelen sol hareketin geçmiş yaklaşımlarından dahi daha geri bir tutumdur.
Sizin yazınızdan çıkan sonuç Bertal denen kişinin sadece “eleştiri üslubu“nu isabetli bulmadığınız, “eleştirisi hoş“ diyerek özüne katıldığınız, başka deyişle inkarcılığı ve suçlamalarına sempatik baktığınızdır.
Onu “iyi bir okuyucu ve iyi bir gözlemci“ olarak tanımlamanız, kendisinde “zehir gibi bir beyin“ keşfetmeniz, açık konuşursak, zihni yetenekleriniz ve birikiminiz konusunda bende hayal kırıklığı yaratmıştır. Bana oldukça uçuk gelen bu yargıya nasıl vardığınızı merak etmedim değil. Bu sonuca sadece yazılarından hareketle mi vardınız, yoksa şahsen de tanışıyor musunuz?
Şu sözleriniz de onun fikirlerini paylaştığınız izlenimi vermektedir:
“Bertal arkadaşin yürüttügü eleştiriler,birakalim bir tek Bertal arkadaşin eleştirisi olmasini,bir yigin insan (demokrat-devrimci) bu ayni eleştirileri yillardir dile getiriyor ve çokçada tartişildi bu konu ve öyle görünüyor ki daha da tartışılacak“
Sayın Kar, yıllardır aynı eleştirileri dile getirdiğini söylediğiniz o “bir yığın devrimci-demokrat“, bana sorarsanız gerçekte devrimcilik ve demokratlıkla alakası bulunmayan bir “yığın“ savaş malülüdür. Bu “yığın“ gerçekten devrimci ve demokrat olsaydı, Dersim ve Kürdistan’ın TC devletinden derhal ayrılmasını savunup Türk devletinin çöküşüne katkıda bulunurdu. Bu görev dururken Dersim Sorunu’nu inkarla iştigal etmesi ne olduğunun aynasıdır.
Bir Dersimli olarak sizi bu enkazın içinde görmek insana acı veriyor.

12 Küçük Adam
Seyfi Cengiz
Dersim davası ve CHP kimliği birarada olamayacak şeyler.
Dersim düşüncesini samimi olarak benimseyen biri Dersim soykırımından sorumlu bir partide siyaset yapmayı tercih etmez; kişisel getirisi ne olursa olsun, davasına leke sürdürmezdi .
Hüseyin Aygün’ün CHP tercihi bu nedenle hayli netameli bir konu.
Ama şimdi değinmek istediğim bu değil; onun Zaman gazetesine yaptığı açıklamalara 12 CHP milletvekilinden gelen tepkidir.
Bunlara “12 Küçük Atatürk”, belki ünlü romanın ve filmin adıyla “The Dirty Dozen” (12 Kirli Adam) denebilirdi.
“12 Küçük Adam” daha uygun gibi.
Çünkü küçük düşünceli insanlar bunlar.
Ne demiş Aygün?
“Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk’ün de haberi vardı.”
Bunlar ilk kez Aygün’ün söylediği şeyler değil.
Aksine onlarca yıldır sürekli işlenen fikirlerdir.
Kaldı ki Aygün’ün sıklıkla “katliam” demeyi tercih ettiği olaylar gerçekte bir soykırımdır ve “Atatürk’ün” sadece “haberdar” olduğu değil, yerinde sevk ve idare ettiği ve birinci derecede sorumlusu olduğu bir soykırımdır.
Bunu defaatle ve kanıtlarıyla birlikte ortaya koymuşuzdur.
Ne var ki, Aygün’ün bu sözleri CHP’de ikinci bir “Dersim krizi” çıkarmaya yetmiştir.
Böylece Aygün’ün kötü/yanlış bulduğum tercihi (CHP’de siyaset yapma tercihi), CHP içinde Dersim davası lehine hayırlı sonuçlar doğurabilecek bir krize vesile olmuştur.
12 CHP milletvekilinin onun açıklamalarını protesto eden, partinin başkanı ve yönetimini bu açıklamlara sessiz kalmakla suçlayan bildirisi bir “kriz”in ifadesidir.
Daha doğrusu CHP’de bir zamandır zaten yaşanmakta olan ve bu partiyi birkaç parçalı hale getirmiş bulunan bir krizin iyice derinleştiğinin belirtisidir.
“Dersim’de anlar ağlamadı mı?” diyerek azınlık sorunlarının çözümünde devlet terörüne ve kırımlara arka çıkan Onur Öymen’in sözlerinin CHP’de neden olduğu ilk kriz, Alevilerin CHP ile ilişkilerinde beklenen dönüşümü getirmedi; ama bu seferki Alevilerin bu partiden kitlesel bir kopuşuyla sonuçlanabilir.
Neden olmasın?
Bu son krizden çıkabilecek en ‘hayırlı’ sonuç bu olacaktır.
O taktirde CHP, bitirmek istediği Dersim Sorunu tarafından bitirilerek tarihi bir dersin konusu olacak; “1920-1940 arasındaki dünya koşulları” ile bir soykırımı meşrulaştırmaya çalışan 12 Küçük Adam’ının ve kafadarlarının devri de kapanacaktır.

Apocu Devşirmelerin Marifetleri
Seyfi Cengiz
Apocu devşirmeler fikir fukarasıdır.
Bu boşluğu hırsızlıkla doldururlar.
Metotları gayet basit ve pratik.
Benim yazılarımı önce benim adımı kaldırarak ve yazının kaynağını saklayarak kendi gazetelerinden (sıklıkla Dersim adında bir gazeteye) veya internet sitelerinden birine taşırlar.
Hemen sonra da ilk taşıdıkları bu gazeteyi (Dersim Gazetesi, vd) veya siteyi kaynak gösterip aynı yazıları diğer site ve gazetelerine aktarırlar.
Taşınan yazılar bu devr-i daim içinde önce yazarı ve kaynağına yabancılaştırılıp orta malına dönüştürülür, sonra da onları taşıyan devşirme bir Apocu yazar müsveddesi tarafından maledinilir.
Newededersım adlı Apocu internet sitesi ve aynı çevreye ait görünen 'Dersim' adlı bir gazete bu işi meslek edinenlerce yönetiliyor.
Erdal Er, bu tezgahın başındakilerden biridir.
Bu adamın son marifeti benim 'Ma Hefe Xo Guret' ve/veya 'Mustafa Kemal Vur Emrini Verdiği Dersim'de Vuruldu' başlıklı makalemi cümle cümle 'Atatürk Dersim'de mi Vuruldu?' başlıklı bir videoya dönüştürüp 'Kürt İnfo' üzerinden Facebook'ta yayımlamasıdır.
Bugün bu videonun altına düştüğüm kısa bir uyarıyı çok geçmeden kaldırdılar.
Her keresinde aynı sorunu yaşıyoruz.
Farkına varıp uyardığınızda bu uyarılara aldırış etmez, bildiklerini okurlar.
Son derece pişkin insanlardır bunlar.
Yüzleri kızarmaz.
Utanma diye bir duygu taşımazlar.
Bu işi bir çizgi, bir meslek haline getirmişlerdir artık.
Başka türlü başa çıkamadığımıza göre bundan böyle bu gibi hırsızlık vakalarının çetelesini tutacak, bu işi meslek edinenleri isim isim teşhir edeceğiz.
Dersim Baharı İçin
Seyfi Cengiz
Dersim doğru bir davadır.
Ama bu dava Dersim’in kendisinde hakettiği kadar güçlenemedi henüz.
Dersim siyasetinde temsil imkanı edinemedi.
Çünkü Dersim yaklaşık otuz yıldır ki bir çatışma alanına dönüştürülmüş.
Savaşın süreklilik kazandığı bir coğrafya bu.
Dersim adına değil tabi.
Türkiye ve Kürdistan devrimleri adına.
Barıştan yana olan Dersim muhalefeti/hareketi bu çatışma ortamında nasıl örgütlenecek?
Dersim hareketinin sorunu Türk devletiyle.
Ama kendi vatanında ciddi anlamda bir propaganda ve örgütlenme girişiminde bulunduğunda yalnızca Türk devletini değil, Dersim’i mesken gerillacılığı meslek edinmiş silahlı örgütleri de karşısında bulacağı tecrübeyle sabit.
Yani çatışma halindeki tarafların ikisiyle de karşıkarşıya gelecek.
Propaganda ve örgütlenme faaliyeti iki taraflı bir baskı ve tehdit altında sıkışacak.
Böyle bir konjonktürde Dersim hareketi sırf meşru müdafaa için de olsa kendi tercihlerine aykırı şekilde silahlı bir güce dönüşmeden nasıl ve nereye kadar faaliyet yürütebilecek?
Sahada varolmak ve bunu daha fazla gecikmeden yapmak istediğinizde bu gibi pratik sorunlar üzerinde düşünmek zorunda kalırsınız.
Dersim’de otorite parsellenmiş.
Yalnız devlet değil, sözde muhalif silahlı örgütler de Dersim adına bağımsız bir siyaset yapılmasına, andaki denklemin bozulmasına izin vermezler.
Onların kulvarına girmediğiniz sürece size fikir ve örgütlenme özgürlüğü tanımazlar.
Halk adına savaştığını söyler bu örgütler.
Ama varlık sebepleriyle, iddialarıyla bağları kopmuş.
Bu örgütlerin kilitlendiği hedef sorunların çözümü değil, kendi bekalarıdır artık.
Devrimden sözederler.
İyi, güzel.
Ama onlarca yıl boyunca sadece bir fikir olarak kalmıştır bu.
Ciddi bir ayaklanma perspektifi ve ayaklanma hazırlığı görülmemiştir.
Savundukları şey adına “uzun süreli savaş stratejisi” dedikleri bir şablondur.
Bu şablon TSK‘nın “birlikte yaşanabilir, uzatılmış, kontrol edilebilir düşük yoğunluklu savaş” konseptiyle tencere kapak misali örtüşüverdi pratikte.
Türk ordusu bu “düşük yoğunluklu savaş”ı geçen 27 yılda Türkiye siyaseti üzerindeki vesayetini sürekli kılmak için bir bahane olarak kullandı.
Malum örgütler de bu savaşı bahane ederek neredeyse otuz yıl boyunca Dersim (ve Kürt) siyasetini rehin aldı.
Danışıklı bir dövüş sanki.
Bu arada olan Dersim’e oluyor.
Çünkü bir türlü bitmeyen, ciddi bir müdahale olmazsa biteceğe de benzemeyen bu savaş Dersim’i parça parça asimile ediyor, eritiyor. Koşullara, konjonktürlere aldırış etmeyen, “kapısının önünü bile koruyamıyor” diyerek (Bkz. TKP/ML TİKKO’nun Veli Sarısaltık cinayetine ilişkin açıklaması) TSK operasyonlarına davetiye çıkaran, patronu yüzünden işçisini cezalandıran, sivillere sürgün ve idam cezaları biçen, insan hayatına (ne kendi kadrosunun, ne de sivil halkın) aldırış etmeden şiddeti tırmandıran bu yaklaşımlar, bu gidişat Dersim geleceksizleştiriyor.
Bu hale seyirci kalınamaz.
Dersim müdafaası için bir müdahale zorunludur.
Moda deyimle söylersek bir Dersim Baharı’na, Dersim’de bir kitlesel halk direnişine ihtiyaç vardır kesinlikle.
Dersimi meydan okumayı kontrol altına almak isteyen güçler örgütlü ve bağımsız bir Dersim partisinin öncülük edeceği böyle bir halk direnişi karşısında tutunamazlar.

 

Bu bildiri bir belgedir
Desmala Sure
Veli Sarısaltık cinayetini
http://www.kaypakkaya-partizan.org sitesinde yayımlanan bir bildiriyle TKP/ML TİKKO (Dersim Bölge Komutanlığı) üstlenmiş bulunuyor.
Bu bildiriden anlaşılıyor ki çalıştığı işyeri hesabına bir jandarma karakoluna (Amutka Karakolu) ekmek götüren Veli Sarısaltık adındaki işçi sırf bu yüzden 'işbirlikçi' olarak suçlanıp öldürülmüştür.
Adı geçen örgüt (TKP/ML TİKKO) bu bildirisinde 'düşmanla işbirliği' şöyle dursun, sınırları belirsiz bir tabirle 'düşmanla her türlü teması' bile bundan böyle ölümle cezalandıracağını ve Veli Sarısaltık'ı da bu anlayışını örneklemek için (ibret olsun diye) öldürdüğünü açık açık ilan ediyor.
Bu bildiri devrimciliğin son derece sığ ve çarpık bir yorumunun ve bir cinayetin belgesi olarak daha uzun süre konuşulacağa benziyor.
Türk devletinin Dersim'de terör estirdiği, 'fuhuş'u, 'madde bağımlılığını' ve 'işbirlikçiliği' yaygınlaştırmak istediği tartışma götürmez.
Şu var ki bu baskı ve uygulamalar TKP/ML TİKKO türü örgütlerin başvurduğu yanlış metotlarla ortadan kaldırılamaz.
Bu metotlarla ne 'İşbirlikçiliği teşhir ve tecrit etmek', ne de yozlaşmanın önüne geçmek mümkündür.
TKP/ML TİKKO'nun halka bakışı kendisine karşı savaştığını iddia ettiği Türk askerinin halka bakışından farksızdır.
Örneğin bu bildiride Türk devletinin Dersim'deki baskı ve uygulamalarına işaretle Dersim halkına Türk asker muhtıralarının diliyle ’tavrını netleştir’ uyarısı yapılıyor ve bu tavrın da TKP/ML TİKKO'ya katılmak olduğu adeta emrediliyor.
Dersim solu kendisine büyük zararlar verdiren bu tür bir yaklaşıma seyirci kalamaz.
TKP/ML TİKKO içindeki dürüst ve samimi devrimcilerin de bu anlayışa ve onun kaynaklık ettiği kör şiddete karşı sesini yükseltmesi gerekiyor.
INTERNATIONAL CONFERENCE ON ZAZA STUDIES, In commemoration of the 155th anniversary of the great German-Armenian scholar, pioneer of the Zaza Studies, Academician FRIEDRICH CARL ANDREAS (BAGRATOUNI) (1846-1930)

Dersimli ikili baskı altında
by Seyfi Cengiz

Evet, hemen her eylemden sonra aynı soru soruluyor:
Kim yaptı?
(Veli Sarısaltık'ı kim öldürdü?)
Çünkü başlangıcından beri PKK gerillasıyla kontrgerillanın eylemleri sık sık ayırt edilemeyecek kadar birbirine karışmıştır.
Dersim'de iki devlet var şimdi:
Biri AKP Devleti, diğeri KCK/PKK Devleti.
Biri resmi, diğeri gayr-i resmi.
İkili bir baskı altında Dersimli.
Ezilenlerin zulme ve işgale karşı, devrim (isyan/ayaklanma/direniş) hakları elbet vardır.
Türk devletinin soykırım girişimine karşı patlak veren 1937-38 Dersim direnişleri tam da bu türden haklı müdafaalardı.
Liberalizmin babalarından biri olarak kabul edilen Britanya aydıınlanmasının en büyük filozoflarından John Locke bile,
"Devrim bazı koşullarda sadece bir hak değil, bir yükümlülüktür de"
demiştir.
Kaldı ki her devrim kanlı olmak zorunda değildir.
Nisbeten kansız, hatta barışçıl olarak tanımlanan tipten devrimlere de tanık olmaktayız.
Yarım bile kalsa Mısır'ın Tahrir Meydanı'nda bir örneğini gördük bunun.
Küresel kapitalizme karşı New York'ta başlayıp tüm dünyaya yayılan isyanlar da şu ana kadar barışçıl bir nitelik taşıdılar.
Dersimlinin ikili zulme karşı kafa yorması gereken de, mümkün olduğunca barışçıl, örgütlü bir direniş olmalıdır.
PKK, kimileri tarafından ileri sürüldüğü gibi bir "isyan hareketi" değildir.
PKK'nın kör şiddetinin "isyan" konsepti ile bir alakası yoktur.
Neden isyan etsin ki PKK?
İsyan edecek olsaydı çoktan ederdi zaten.
Bayrakla, sınırlarla, devletle, milli marşla, milli yeminle bir sorunu olmadığını en yetkili ağızlardan defalarca ilan etmiş bir hareketin dilinde 'isyan' konsepti bir aldatmacadan ibarettir.
Ismarlanmış bir savaştır bu.
Öcalan bir tarihte,
'bu savaşı bitirirsem beni bitirirler'
mealinden sözleri durup dururken söylemiş değildir.
Bu savaşın sürmesinde çıkarları bulunan odaklar vardır.
Ve Dersim, bu savaşın merkez üslerinden biri olarak seçilmiştir.
Savaş koşulları devam ettikçe korkarım ki daha çok insanımız katledilecek ve bizler her seferinde 'Kim katletti?' diye sorup duracağız.
Dersim'de bu savaşı bitirmenin tek yolu Dersimlinin şiddete tapınan, onlarca yıldır şiddetin propagandasını yapan PKK ve müttefiki Türk Solu'ndan desteğini çekmesi, yıllardır savunduğumuz gibi bağımsız bir Dersim partisinde (PSD) örgütlenerek müdahale gücüne sahip bir özne haline gelmesi; kendi seçenğini ortaya koymasıdır.
Dersimliler PKK ile Kürt halkı arasında esaslı bir ayrım yapmak zorundadır.
Dersimliler Kürt halkının birlik ve bağımsızlığını mutlaka savunmalıdır.
Kürt milliyetçiliğini eleştirirken Kürt halkını ve haklarını sahiplenmelidir.
Bizler bunu onyıllardır ki söyleyip duruyoruz.
Dersimliler PKK kuyrukçusu Türk Solu'na karşı öfkelerini genel olarak sol harekete ve sosyalist düşünceye yöneltmekten de özenle kaçıınmalıdır.
Milliyetçi Kürt ve Türk solunu, sol düşünceyi ve Dersim'in tarihsel sol duruşunu terketmeden eleştirmesini öğrenmeliyiz diye düşünüyorum.
Dersim'in de sağcısı solcusu olacaktır kuşkusuz.
Hep vardı da.
Ama sağcı, anti-Kürt, anti-sol ve anti-devrimci bir pozisyondan Dersim davasını savunduğunu sananlar Dersim davasına yarardan çok zarar verirler, veriyorlar da.
Dersimlinin yapması gereken bir an önce partileşmektir.
Ve PSD (Partiya Serbestiya Dersimi), şu ana kadar bu amaçla yapılmış tek parti girişimidir
.

Hozatlı Veli
Meso Teso
Dersimli Veli Sarisaltik neden öldürüldü?
Bunu hak etmiş miydi?
Hangi suçtan dolayı?
Ona isnat edilen 'suç' neyse açıklansın!
İnfazcılara hem savcı hem hakim yetkisini, cinayet işleme özgürlüğünü veren hangi otoritedir?
Veli`nin babası intihar etmiş, bir kardeşi çıldırmış; annesi ve diğer kardeşleri de aç, çaresiz?
Dersimlilere bu zulmü reva görenler halka işledikleri suçların hesabını vermek zorundadırlar?

 

İlk sonuçlar gelmeye başladı

Seyfi Cengiz
'Türkiye'nin emperyalistleşme denemesi' başlıklı yazımda
Türk ve Müslüman sermayenin emperyalistleşme yöneliminin azınlıklar ve emekçi sınıflar açısından doğuracağı sonuçların farkında mıyız?'
diye sormuştum yazımı bağlarken.
İlk sonuçlar gelmeye başladı:
Savunma sanayinde hamleler, sınırlarda yığınak, deniz seferleri, zamlar, çalışma zamanını uzatma...
Arkası da gelecek.

Eleştirel Destek
http://www.armacad.info/archives/10689
Erivan konferansına daha önce açıklanan sebeplerle bizzat katılmamakla beraber, görüş ve eleştirilerimizi takiben desteğimizi ilan ettik.
Desmala Sure

Konferansa katılmıyoruz!

Bir internet sitesinde ('Armacad.info') 28-30 Ekim 2011 tarihleri arasında “The Zaza people: language, culture, identity” adı altında  Erivan'da yapılacağı duyurulan konferansa katılmıyoruz.

Bu kısa açıklama katılacağımız yolundaki söylentiler üzerine zorunlu görülmüştür.
Konferansa davet edildiğimiz doğrudur.
Bu çağrı, daha 17 Temmuz 2011 günü, yani yaklaşık üç ay kadar önce, bu konferansı organize eden komite adına, komite üyelerinden biri tarafından ve bizlerle bizzat görüşülerek yapılmıştır.
Bu görüşmede çağrıya olumlu bir karşılık vermekle birlikte, konferansa katılmak için,
1- Konferansın amacı,
2- Kimler tarafından organize edildiği,
3- Diğer konuşmacı ve katılımcıların listesi;
hakkında doğru bir fikrimiz olması gerektiği kendilerine söylenmiştir.
Bu konularda yeterince bilgilendirilmeden, yani neyin içinde olduğumuz tam olarak bilinmeden, katılıp katılmayacağımız hakkında kesin bir şey diyemezdik.
Bu düşüncemiz altı çizilerek ifade edilmiştir.
Bir aydan çok süren yazışmalara rağmen bu konularda yeterli ve zamanlı şekilde bilgilendirilmedik.
Üstelik birbirini tutmayan çelişkili açıklamalarla karşılaştık.
Bunun üzerine konferansa katılmayacağımızı kendilerine kesin bir dille ilettik.
Bu kararımızdan sonra bize ulaştırılan bir liste bu konferansa davet edilen Kırmanc-Zaza kökenlilerin ezici çoğunluğunun Kürt milliyetçiliğini savunan kimseler arasından seçildiğine işaret ediyordu.
Bu da protesto edilmesi gereken bir tercihti.
Sonraki yazışmalar katılmama yönündeki kararımızda bir değişiklik yaratmadı.
İngilizce yapılmış bu uzun yazışmalarda görüş ve eleştirilerimiz açık ve net bir dille ortaya konmuştur.
Desmala Sure

Gül’ün konuşmasında tutarlılık yoktur
Seyfi Cengiz

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, önceki gün yaptığı meclis açış konuşmasında yeni anayasa konusuna geniş yer ayırdı. Bu anayasada tarifini bulacak “Türk demokrasisi“ hakkındaki görüşlerini açıkladı. “Tutarlı bir demokrasi“ye taraf olduğunu söyledi.
Ne var ki sıra Kürt sorununa geldiğinde çuvalladı.
Çünkü “yeni anayasada temel siyasi perspektifimiz, tartışmaya açık olmayan ilkemiz devletin birliği ve bölünmez bütünlüğüdür“ diyerek ortada tutarlılık falan bırakmadı.
Eskinin Kemalist klişelerinin tekrarıdır bu.
Kürtlerin ve diğer azınlıkların ayrılma hakkını tanımayan bir demokrasi “tutarlı“ sıfatına layık değildir.
Ayrılma hakkını tanımayan bir demokraside eşit vatandaşlık konsepti, halkların eşit ve gönüllü birliği gerçekleşme şansı bulamaz.
Gül’ün konuşması İslami geleneğin iktidar kendisinde olduğunda Kemalist bürokrasiden daha az devletçi olmayacağının, nüfusun ezici çoğunluğunun Müslüman oluşuna güvenerek “milli irade’ deyip dursa da, “devletin bekasını“ hep önde tutacağının habercisidir.
Gül ve Erdoğan, “İslam hiçbir şeyin maiyetine girmez, her şeyi maiyetine alır“, “İslam her şeyi kuşatır“ (Bkz. Necip Fazıl Kısakürek) diyen bir zihniyetin mirasçılarıdır.
Yeni Şafak gazetesinde Hayrettin Karaman tarafından açıkça savunulduğunu gördüğümüz bu zihniyetin Mussolini’nin adamı Giovani Gentile’nin “devlet herşeyi kuşatır“ şeklinde özetlenebilecek faşizm tanımından farkı nerededir?

 

Dersim Resim Sergisi
Berlin Dersim 38 Merkezi (Dersim Zentrum 38 e.V)

Değerli dostlar,
29 Nisan-29 Mayıs 2011 tarihleri arasında Berlin’de “Haus der Demokratie und Menschenrechte“ binasinda (Robert Havemann-Saal, Greifswalder Str 4, 10405 Berlin) Dersimli ressamlardan Safiye Akgündüz ve Rıza Topal’ın resimleri sergilenecektir.
Yaklaşık bir ay sürecek olan bu sergiye yine Dersim’in sorunlarıyla ilgili aşagıdaki program eşlik edecektir: 

29 Nisan, Cuma günü, saat 19:00:
Açılış: Dr. Christian Hanke (Berlin-Mitte Belediye Başkanı), Dr. Tessa Hofmann ve Seyfi Cengiz’in açış konuşmaları.
Müzik: Kemal Kahraman

20 Mayıs, Cuma, saat: 19.00:
Kemal Kahraman, Kızılbaş kültürü ve Şah Maran destanı hakkında konuşma, okuma ve müzik.

29 Mayıs, Pazar, Saat: 19:00:
Kapanış.  Konuşmacılar: Seyfi Cengiz (Munzur barajlar projesi) ve Dr. Tessa Hofmann (Dersim literatürü: Wilfried Eggers ve Haydar Işık’ın romanlarından okumalar).

Sponsorlugunu Berlin-Mitte Belediye Başkanı Dr. Christian Hanke’nin üstlendiği bu etkinlikler aşagıdaki kuruluşlar tarafından ortaklaşa organize edilmektedir:

-Arbeitsgruppe Anerkennung – gegen Genozid, für Völkerverständigung e.V. (Soykirimlarin Taninmasi Icin  Calisma Grubu)

-Dersim Zentrum 38 e.V. (Berlin Dersim 38 Merkezi)

-Stiftung Haus der Demokratie und Menschenrechte (Demokrasi ve Insan Haklari Vakfi).

Tüm dostlarımızı sergiyi ve programı izlemeye ve destek vermeye davet ediyoruz.

Gemäldeausstellung von Safiye Akgündüz und Rıza Topal, http://www.aga-online.org/de/aktionen/detail.php?newsId=430

38 Tanıklarının ses kaydından aktarma:
Dersim ve Kırmanciye'in kutsal dağı Koê Jêle'de PKK'nin istediği ve tarif ettiği yere Türk askerleri Helikopterle PKK'ye erzak indiriyorlar. Askeri rutbeli bir Çavuş PKK'lıları Dersim'de koruyor.
İsmailo DEMENIZ
http://www.forum-prinz.com/cgi-bin/forum.cgi?forum_name=1442&message_number=1400&pid=LDK0FDyl5.IWQ

SEYİT RIZA
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1289841693

Resmi anlatı çökmüştür: Mustafa Kemal vur emrini verdiği Dersim’de vurulmuştur! 
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1289484383

Bayramlar nasıl idrak edildi?
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1289115626

06. November 2010, 14:30-16:30:
Solidaritätsmahnwache "Freiheit und Gerechtigkeit für Dogan Akhanli
AGA
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1288842083

Alevilik ve Manicilikte Şeytan-Meleği Tavus’un Durumu
h-alibaba
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1288808194

Türk devletinin bayramları azınlıkların felaket anlarıdır
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1288570575

Alevilerin Kesik Baş Destanı ve Manicilik
h-alibaba
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1287456792

AKP Devleti ve Azınlık Sorunları
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1287255494

History took refuge in Dersim
By Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1286621512

Sn. Ünsal Öztürk
h-alibaba
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1286469062
 

Doğan Akhanlı ile dayanışma etkinliği

Desmala Sure

İnsan hakları savunucusu ve yazar Doğan Akhanlı hasta babasını ziyaret için gittiği Türkiye'de tutuklandı.
Şu anda Tekirdağ Cezaevi'nde tutulan Akhanlı ile dayanışma için Arbeitsgruppe Anerkennung - gegen Genozid, für Völkerverständigung g. e.V. tarafından Berlin'de Alexander Platz'da bir miting düzenlendi.
Aşağıda Berlin Dersim 38 Merkezi'nin de katıldığı bu mitingten fotoğraflar görülüyor.
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1286136852

Eğitim sisteminin protestosuna her insanım diyen katılmalıdır
Torne Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1285101252

Süreli okul boykotunu destekliyorum
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1285092975

Son yazılardan seçmeler
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1284639031

Kemiyet ve Keyfiyet
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1284490976

Dersimli hukukçular 38’i hemen şimdi mahkeme önüne taşımalıdır
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1284475333

Festnahme und Anklage des Menschenrechtlers Dogan Akhanli
Arbeitsgruppe Anerkennung - Gegen Genozid, für Völkerverständigung e.V.
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1284299630

Kemalist Hareket: Kurtuluş Savaşı Mı, Azınlıklara Karşı Savaş Mı?
Seyfi Cengiz (arşivden)
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1284164952

BDP görüşünü kim temsil ediyor, Baydemir mi, Demirtaş mı?
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1283520490

Bir Kandırmaca: Kurtuluş Savaşı edebiyatı
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1283242413

PKK, Demokratik Özerklik ve Boykot Taktiği
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1282976308

Dersim’e adı ve özerkliği iade edilmelidir
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1282708686

Kılıçdaroğlu’nun durduğu yer
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1282527731

Emperyalist Oyunlara Düşmeyelim
h-alibaba
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212109/index_html?dateiname=1282499648

Evet oyu Dersimlinin yararınadır
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1282124564

CHP'nin Dersimli Şahinleri
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1282032771

Referandumda sağlıklı olan evet denilmesidir
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1281887672

Surella ma semser siye
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1281557693

Dersim 1938 ve 11 Eylül World Trade Center
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1281557052

Sebiyo?
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1281274635

Manici Terminoloji: Gnostik Terimler ve Konseptler (2)
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1281042450

Manici Terminoloji: Gnostik Terimler ve Konseptler Sözlüğü (1)
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1280879104

12 Eylül referandumu Türklüğün vicdan sınavıdır
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1280865739

Dersim arena olarak kullanılıyor
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1280670332

Bu tür bir sahiplenmede samimiyet aranmaz
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1280589622

Tilki ile hac
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1280440145

Dünyanın neresinde zalimlerle kardeşlik yapılmıştır?
Torne Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279211949/index_html?dateiname=1280353829

Festival kılıklı fetih seferleri
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1280275189

Bilgi için: Forumda yaşanan kesinti sitemizden kaynaklanmadı
Desmala Sure
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1280266024

Linç açılımı başarıyla devam ediyor
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1280249696

Yurtseverliğimiz ve televizyon kanalımız
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1280153687

Hayır diyen de, evet diyen de devletin farklı kesimleridir
Torne Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279211949/index_html?dateiname=1280001598

Halo ke tederime
Tornê Thuji
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1228858501/index_html?dateiname=1279996859

Bin yılın kardeşliği Anadolu’yu kuruttu
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279995755

Hayırcı ya da boykotçu bir pozisyondan uzak durmalıyız!
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1279871134

Ağlamaklı açılım halleri
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279870833

Biz işimize bakalım!
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1279741708

Bekliyorlar ki elma olgunlaşsın
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279739469

Pineke dara sai key lotiq bena
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279718433

Resmi ideolojinin hakikat kavrayışı
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1279660851

Referandum bir seçim provasıdır!
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279639122

Aman yaman bölünmeyelim!
Torne Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279211949/index_html?dateiname=1279562248

Hestire çıme mı pelgi serdi mandi
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279526966

Dersim toplama kamplarından çıkış başlatılmalı
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279399253

Açılım hudutlarda bitti
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1279368452

Belayê ho wazeno
Torné Thuji
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1228858501/index_html?dateiname=1279319590

Ina ene mı vırdı ez nerısıne
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279318841

Vilê inkarciya verdi bi cewt!
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279244828

Dersim’de ormanlar yanıyor!
Torne Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279211949/index_html?dateiname=1279243991

Sitemiz tekrar yayında
Site Yönetimi
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1279243000

Hasip Kaplan çam devirdi!
Torne Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279211949/index_html?dateiname=1279241792

İdi Amin beyinliler
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1279212032/index_html?dateiname=1279240966

Sınırlarla sorunun yoksa ne işin var orada?
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1279239899

Taşcılar eski günlerini özlüyorlar
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1278424120

Bir zincirin halkaları
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1278423799

İnkarcılarla röportaj yapmayın!
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?=1278423892

Ni welaton de heskerdeni qeydi sebebe xo sistemi islam ra yeno
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1278423667

PKK’nın Karadeniz ve Akdeniz bolgelerindeki eylemleri neyi hedefliyor?
Torne Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1278424048

Sindor ra dot neşkine sere ma Dersim hale bikimi vane
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1278423606

Bu sınırlar yerinde durdukça Kürt sorunu bitmez!
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1278117873

Madımak’ta 37 Can
Ali Riza Aksoy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1253642326/index_html?dateiname=1278117632

Raver, werte, peyser!
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1278117374

Madımak xo vira meke!
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1277936086

İslamcılar ne diyor?
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1277800253

Huyayıs mara tırti
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1277799056

Dersim’e güzellik getirmek için yükselmişlerdi
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1277797804

Mani'yi anma gününe ilişkin bir ilahi
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1277796702

Maniciliğin bir tarihçesi gibi
h-alibaba
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1255874678/index_html?dateiname=1277795619

Bu akıcı konuya bir ek
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1277794270

Emeğin zayi olmasın!
h-alibaba
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1255874678/index_html?dateiname=1277659008

Mani’nin 12 havarisi ve diğer ünlü izleyicileri
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1277585690

Hukmatê Tirki stant kerdo ya mordemiye rosene
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1277497830

Avrupalılara akıl vermek istiyorlar
Tornê Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1277330760

Rostiye resna raver
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1277329691

Mani'nin kişisel adı ve Salmania sözcüğü hakkında
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1277245476

Küresel güç olmak için niyet yetmez
Torne Soy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1277172481

Kürt meselesi, devletin namusu, sınırlar ve şiddet
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1277145309

Alevilerin Muhammed ve Ali'si  
h-alibaba
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1255874678/index_html?dateiname=1277136612

"WELTBÜRGER - 650 Jahre Neukölln in Lebensgeschichten"
Ausstellung: Galerie im Saalbau - Neukölln von Berlin
Neuköllner Weltbürger aus Dersim
İsmail Kılıç
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225814123/index_html?dateiname=1277053897

Dersim'in Ana Damarları Yine Yasak Mıntıka İlan Edildi
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1276983510

Endi Meverde Zeriya Tu Bıvêso
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1276983222

Türkiye’nin iştahının kabardığı muhakkaktır
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1276979272

Nehirlerimiz Özgür Aksın
Gönderen: Mavis Güneser
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1252422154/index_html?dateiname=1276810114

Vêng u Gosde
Ali Riza Aksoy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1253642326/index_html?dateiname=1276806309

Eksen kayması mı, emperyalistleşme çabası mı?
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1276646182

Filistin saflarında mücadele etmiş sosyalistlerden açıklama
Gönderen: Temel Demirer
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1252053427/index_html?dateiname=1276551494

Bıverı Be
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1276550969

Christentum: „Die (fast) älteste Kirche der Welt“, armenisch-apostolische Christen
Referenten: Dr. Tessa Hofmann & Dr. Gerayer Koutcharian
http://www.desmalasure.de/09/1225812816/index_html?dateiname=1276387561

h-alibaba`dan bir yazı 
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1255874678/index_html?dateiname=1276364824

Wir sind alle Griechen !
Mach mit beim internationalen Berliner Solidaritätskreis
Lampros Savvidis
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1275688440/index_html?dateiname=1276330616 

Bu bildirinin tarihi nedir? 1972 mi, 2010 mu?
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1276255825

Karanlıklar İmparatorluğu bizi yok etmesi an meselesidir 
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1276298367

Dersim Kültür Çadırı’ndan Görüntüler
Tija Sodiri (Akt. Safiye Akgündüz & İsmail Kılıç)
http://www.munzurca.com/

Anavatan Dersim'de Pankartlar ve Dilimiz
Ali Rıza Aksoy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1253642326/index_html?dateiname=1275863654

PKK'li Dersimliler'e: Haydar Işık'ın yaklaşımlarına itirazı olan kimse yok mu içinizde?
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1275593698

Gespräch mit Lampros Savvidis und Martin Seckendorf
Die Tages Zeitung - Junge Welt
»Jetzt haben wir die moderne Art der Diktatur des Kapitals«
Lampros Savvidis
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1275688440/index_html

İsrail zulmü, ABD şemsiyesi ve islamcı tepkinin dili
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1275510326

Dersim Kültür Çadırı'ndan Görüntüler
İsmail Kılıç
http://www.youtube.com/watch?v=326Di4X7irU 

Harita Dersim
Desmala Sure
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/index_html?dateiname=1275068593

CULTURE OF DERSİM
By Seyfi Cengiz
(On behalf of the Berlin Dersim Zentrum e.V.)
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1274218765

DERSIM KULTURZELT
Karneval der Kulturen 2010
http://www.desmalasure.de/09/1225812816/index_html?dateiname=1273874016
Wir laden Sie herzlich ein!
Safiye Akgündüz & İsmail Kılıç
http://www.desmalasure.de/09/1225812816/index_html?dateiname=1273695872 

Eve Destê Milisunê Dersımızu Guretena Derê Laçi
Serva Yıvısê Sey Khali
"LAÇİ DE DAMÊ PÊRO ASMENİ RA ROZ VINETO"
Hawa Dere Laçi - Hawa Demenu
İsmail Kılıç
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225814123/index_html?dateiname=1273616457

Mitolojiler ve Destanlar
Seyfi Cengiz
Kaynak:
Seyfi Cengiz
Tarihte din, dil, edebiyat, sanat ve mimari
İlk yayın Tarihi: 2003
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1273527232

Auka Dıstari Bıriya Ra
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1273526466

Adırê Cıgera Xo Bıde Mı
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1273354908

Hiniyê Xo, Xo Vira Mekerime
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1273349127

Dersim 4 Mayıs Anma
Ali Rıza Aksoy
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1253642326/index_html?dateiname=1273049463

Dersim 38 Forumu'ndan
Akt. S. Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1272925839

Serdarê Dewleta Tırkiya Erdoğan Qesa Raste Vake, „Hitlero en pil İsmet İnöniyo“
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1272873786

HELİN ŞAHİN YAZDI
Güç ve Umut Veren Bir Ses: Emmanuel Jal
Helin Şahin
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262517545/index_html?dateiname=1272763335

Die JUJU-TANZ Gruppe aus Kamerun-Afrika tritt als Gast beim Dersim Kulturzelt auf
İsmail Kılıç
http://www.desmalasure.de/09/1225812816/index_html?dateiname=1272730325 

Türk Devlet Geleneği
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1272762764

Bir Mayis Bildirisi
Dersım 38 & Munzur Enformasyon Ve Eylem Merkezi
Özcan Yıldız
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225814270/index_html?dateiname=1272760990

Güzel Bir Örnek
Muhterem K.
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1252422154/index_html?dateiname=1272760195

Vengê xode xenekinime
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1272762343

Kurmanci Sonetan (201 - 250)
Rıza Topal
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1233915376/index_html?dateiname=1272585590

Tice gına nur sero
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1272497769

Re: Selman-ı Farisi Kimdir
Meso Teso
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1262041687/index_html?dateiname=1272406332

Manici Adem Gelenekleri (2)
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1272284275 

Hayat Ağacı ve Dar-ı Mansur
h-alibaba
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1255874678/index_html?dateiname=1272197472

Manici mitolojide Adem ve Havva'nın orijini
Seyfi Cengiz
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1272067762

Jerewan, 22. April 2010:
Pressemitteilung des Präsidenten der Republik Armenien
AGA - e.V.
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1252422154/index_html?dateiname=1271974558